Fırın/balkabağı…

HeartsMagic-November 4th, 2009

Heartsmagic.net bir icanhascheezburger fanatiğidir.

Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin.

Casus :)

HeartsMagic-October 24th, 2009

Sanırım aramızda bir casus var.

Heartsmagic.net bir icanhascheezburger fanatiğidir.

Linux/GNU/Ubuntu

HeartsMagic-August 24th, 2009

Ubuntu Türkiye SUDO dergisinin sekizinci sayısına verdiğim yazıyı buraya da geçeyim istedim. Ola ki dergiye ulaşamayan Google yolcuları vardır.

1. Giriş

Bu yazıdaki amaç Linux diye tabir edilen dünyaya yeni yelken açacak kullanıcılar için temel anlamda bir rehber teşkil etmektir. Böylece bu dünyaya ilk girildiği anda etrafta oluşan karanlığa bürünme hissi bir nebze olsa da azaltılmak istenmektedir. Bir konudaki detayları öğrenmek için öncelikle temel meseleleri anlamamız gerekir. Aksi düşünüldüğünde bir süre sonra kullanıcılar üzerilerine bir anda yığılan detaylar içinde boğularak sıkılabilirler. Basamaklar yavaş yavaş çıkılırsa, geriye dönüp baktığımızda her şeyin yerli yerine oturduğunu görürüz. Şimdi bu amaca yönelik ilerleyelim ve öncelikle Linux nedir bunu anlamaya çalışalım. Ancak hemen belirtelim ki bu yazıda anlatılanlar için detay asgari seviyede tutulmaya çalışılacaktır. Daha fazla bilgi için kullanıcıların mutlaka anlatılanları kendi başlarına araştırmaları gerekmektedir.

2. Linux nedir?
Bilgisayarların işlevlerini yerine getirmesi yani kullanıcılarının isteklerine cevap verebilmesi için üzerilerinde bir işletim sisteminin koşması gerekmektedir. Bu işletim sistemi sayesinde kullanıcı istediği yazılımı yükler ve çalışmalarını gerçekleştirir. Günümüzde işletim sistemleri kullanıcılarını memnun etmek için bazı toplu yazılımlarla beraber geliyor olabilir. Linux dünyasında da bu böyledir. Peki Linux cidden nedir ve işletim sistemleri dünyasında tam olarak nerede bulunur?

Her işletim sisteminin üzerinde durduğu çok sağlam bir direk vardır: Çekirdek ya da İngilizce’deki ifadesiyle kernel. Çekirdek genel anlamda bilgisayarın üzerindeki yazılımlarla donanımları arasında iletişimi sağlar. İletişim sağlamakla da kalmaz, bu kaynakları yönetir. Kısacası sistemimizde bulunan işlemci, bellek ve diğer donanımlarla haberleşme ve yönetim işini çekirdeğin ta kendisi yapar. Bu nedenle rahatlıkla anlaşılabileceği üzere çekirdeklerin işletim sistemleri açısından önemleri çok büyüktür. Bir işletim sisteminin çekirdeği ne kadar sağlamsa, kendisi de buna doğru orantılı olarak o kadar sağlamdır demek yanlış olmaz. Linux’un kendisi ise çekirdeğin ta kendisi olmasından öte, başka bir şey değildir. Peki, etrafımızda işletim sisteminin kendisi için Linux yaygın kullanım ifadesi nereden gelmektedir ve tam anlamıyla doğru mudur? Bu bölümde yazdıklarımızı gözden geçirdiğimizde bir çekirdeğin klasik anlamdaki işletim sistemleri için yeterli olmadığı görülmektedir. O zaman duruma açıklık kazandırmaya çalışmadan hemen önce Linux çekirdeğinin kendisinden bir miktar bahsedelim, ardından da bu son sorumuza cevap arayalım.

Yazının devamını okuyun »

Knowing or Not Knowing!

HeartsMagic-July 15th, 2009

Gaflette bulunup Knowing‘i izlemiş oldum. Artık izlediğim filmler hakkında (sinema haricinde) pek yazmasam da dayanamadım nedense. Hemen listeleyeyim hissiyatımı:

* Daha hafif olsa da ikinci The Wicker Man, Ghost Rider, Next ve izlememiş olsam da Bangkok Dangereous vakası.
* Klişe, klişe, klişe.
* Kötü oyunculuk.
* Mükemmel final!

“Spoiler” yapacağım ona göre. Sonra okuyup da bana söylenmeyin.

Yazının devamını okuyun »

Beggin’ çılgınlığı

HeartsMagic-July 9th, 2009

Ne olduysa geçen sene ile beraber oldu. Bu güzelFrankie Valli & Four Seasons” parçasını severek dinleyen ben birden radyolarda, yazlık mekânlarda ve hatta mesire yerlerinde bile duyar oldum. Biraz kulak kesilince dinlediğim şeyin şarkının aslı olmadığını fark ettim. Kokusu zaten bir süre sonra ortaya çıktı. Madcon isimli grubun yorumu ve “single“ı ile dünya piyasalarına servis edilen Beggin’ çılgınlar gibi dinlenmeye başlamıştı.

Genelde asıllardan hoşlanan ben parçayı dinledikçe beğendim. İyi yorumlamış Madcon. Zaten parçanın tekrar popüler olmasının nedeni de bu güzel yorumun ta kendisi. Güzel de bir “klip” çekmiş arkadaşlar, eğlencelik bir parça haline gelmiş. Hemen aşağıda bir örneğini geçelim.

Sosyal ağlardan ve televizyondan uzak kalan ben geçenlerde bir video daha fark ettim. Bazı arkadaşlar benimle yeni gördüğüme dair dalga geçseler de piyasada benim gibi görmeyenlerin olduğunu görünce içim rahatladı. En azından sosyal ağlardan küflenecek kadar uzak kalmamışım dedim kendi kendime.

Şöyle ki, Okan Bayülgen şu anki TV programına (sanırım ismi Disko Kralı?) Madcon’u bir ara misafir etmiş.  Onlara hoş bir sürpriz olsun diyerek bu yeniden yorumlanan şarkıyı tekrar yorumlatmış ve bir de “klip” çekmiş. Benim kadar küflenmemiş olanlar zaten biliyorlardır kime yaptırdığını. Bilmeyenler için söyleyeyim: Ferhat Güzel. İsmi de Begüm :) Bu uçuk şarkıyı dinleyip de gülmemek -bence- elde değil. Çok başarılı bu çalışmayı her kim hazırladıysa zekâ fışkırması yaşadığına eminim -ciddiyim-  Uuuuuu diyerek onu da paylaşayım.

Bu kadarla da kalmıyor. Yine sosyal ağlardan uzak olan ben, bir arkadaş Facebook semalarında dolaşırken arkadan gelen hoş bir Beggin’ yorumu duydum. Bir hatun gürûhunun yorumladığı bu yeni Beggin’ çok hoşuma gitmişti. Haliyle kaynağını göremeyen ben şöylece biraz arama yapıp duruma el koydum. Haydi itiraf edeyim çok fazla uğraştırmadı beni, zira video çoktan popüler olmuş durumda. Youtube üzerinden beggin aramasında ikinci sırada yerini almakta. Rochelle, Vanessa, Mollie ve Una adındaki bu hatun kişilerin BBC Radio 1 için yorumladıkları Beggin’ defalarca dinlenebilecek kadar güzel olmuş. Ne diyeyim ağızlarına sağlık. Bu arada arkadaki çalgıcı arkadaşlar da bir hayli maharetli. Onların da ellerine sağlık.

Unutmadan bir de şu vardı değil mi? Oradaki çalışma da çok manidardır.

Ice Age: Dawn of the Dinosaurs

HeartsMagic-July 2nd, 2009

Bir önceki yazıda belirlediğim hedeflerimden ilkini  tamamladım. 3B olarak izlediğim bu şirin serinin son filmini de beğendim. Özellikle Scrat‘in olduğu sahnelerde bol bol güldüm. Arkadaş topluluğu içinde kendisine benzetilmem de (fiziksel olarak değil :D) bu gülme hadisesini kamçıladı diyebilirim :) Film olarak eleştirilecek çok fazla bir tarafı yok. Gülmek istiyorsanız gidip görebilirisiniz. Sizi krize sokacak kadar olmasa da keyifli bir akşam geçirmenizi sağlıyor film. Zaten alt tarafta çok sağlam bir hikâye arayan izleyiciyi bu türden bir filmin tatmin etmesi beklenemez. Benim tek hayal kırıklığım 3B olarak tasarlanan filmin, arkasına aldığı bu teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanamamış olması. Son izlediğim 3B film olan Dünyanın Merkezine Yolculuk bu konuda çok başarılıydı örneğin.  Eşe dosta tavsiye olunur, gidin izleyin, eğlenin. Bu arada filme yeni dahil olan Buck karakteri de çok iyi bir hava katmış bu seriye. Eğer devamı gelecekse mutlaka görmek isteriz bu “deli gelinciği”.

Buck - Nam-ı diğer Deli Gelincik

Kararlıyım bu defa…

HeartsMagic-June 29th, 2009

Hadi günlüğe yazı geçmeyi bıraktım ancak benim gibi bir sinamasever filmlere gitmeyi de mi bırakacaktı? Biraz tembellik, biraz zamanlama sorunları, biraz da vakit yetersizliğinden dolayı çok isteyip de gidemediğim kaç tane film geldi geçti hatırlayamıyorum. Geriye doğru yakından daha uzağa doğru gidecek olursam şöyle bir liste çıkıyor ortaya:

1. Transformers: Revenge Of The Fallen [1] [2] [3]

Tamam illa görülmesi gereken bir film değil. Zaten IMDB, RT ve MC puanından da belli bu. Fakat o aksiyon sahneleri mutlaka sinemada izlenmeliydi. Hâlâ izlemek için fırsatım var biliyorum ancak gider miyim, gitmez miyim meçhul. Açılış haftasını kaçırdıktan sonra nedense benim açımdan bu işlerin büyüsü bozuluyor.

2. Terminator Salvation [1] [2] [3]
İşte bu filmi kaçırmamam gerekiyordu. Benim gibi Terminator serisi hayranı birisi için yüz karası bir durum bu. Zamanlama sıkıntısı nedeniyle es geçmek zorunda kaldım açılış haftasında. Bu film için de hâlâ şansım devam ediyor. Görmeyi planlıyorum. Hoş puanlamalar pek iç açıcı değil ancak bir hayran olarak vefamı sürdürmeliyim.

3. X-Men Origins: Wolverine [1] [2] [3]
Yine puanlamada başarısız görünen bir film. Ancak Terminator gibi X-Men serisinin de hayranı olarak kendimi bu konuda da affetmiyorum. Artık bu filmi sinemada görme şansım da kalmadı. Kısmet başka şekilde izlemek yönündeymiş.

Gidemediğim bu filmler için kendimi kıyılara vurup uzun uzun düşündüm. Memlekette zaten dert yok. Bundan iyi fırsat mı olur, kendime dert edinmeliyim bu filme gidememe meselesini. Kararımı verdikten sonra kaleme kağıda sarılır gibi yaparak kafama bir iki film kazıdım. Mutlaka sinemada göreceğim bu filmleri. Şimdi de bunları listeleyelim.

Yazının devamını okuyun »

Reklamını ilk gördüğüm anda karar vermiştim alıp bakmaya. Çok fazla akademik düzeyde tarih dergisi takip edecek ne bilgim var ne de gereksinimim. Bu nedenle tarihin bize biraz daha yontularak anlatıldığı, hani günümüzdeki popüler  tarih diye tabir edilen tarafına ilgi duymaktayım. Zamanında neden Popüler Tarih dergisini takip etmemişim diye de düşünüyordum bir yandan. NTV Tarih’in çıkması oldukça işime geldi. Derginin ilk sayısını çok beğendim ve haliyle ikinci sayıyı da aldım. Kıvamı iyi tutturmuşlar. İnsanı sıkmayacak, merakını uyandıracak konular seçilmiş ve benim gibi meselenin avamları için çok da teknik teferruata girmeden anlatılmış. Sıkılmadan okunabiliyor dergi. Bir yandan çayınızı, kahvenizi yudumlarken diğer taraftan tarihin küçük veya büyük noktaları arasında yolculuğa çıkabiliyorsunuz.

İlk sayının ardından haliyle okuyucu eleştirileri gelmiş dergiye ve bunlar yayımlanmış. Çoğunluğunun olumlu yönde olduğu bu eleştiriler arasında dergiyi “magazin saçmalığı” olarak bulanlar da mevcut. Beklentiden kaynaklanıyor sanırım bu yanılgı. Zaten NTV Tarih kendisini popüler tarih dergisi sınıfına sokuyor. Bir diğer olumsuz eleştiri noktası ise fiyatı. Türkiye şartlarında 5 Lira çok az para değil doğrudur ancak ayda 5 Lira nerelere gitmiyor ki?

İlk sayıdaki yapılan hataların iletildiği bir de bölüm mevcut ki oldukça hoşuma gitti. Bazıları “bir tarih dergisi bu gibi hataları nasıl yapabilir” diye soracak olsalar bile ben hoşgörülü olma taraftarıyım. Kaldı ki kendileri Noel Baba’dan ve hatta perilerden bile özür dilemişler :)

Derginin sitesine de şuradan ulaşabilirsiniz.

Huzursuz bacak sendromum

HeartsMagic-March 13th, 2009

Hastalığımın ismini yazarken bile gülesim geliyor ancak yapılacak bir şey yok, verilen isim böyle. Bir süredir (tam olarak ne kadar olduğunu hatırlamıyorum), özellikle de geceleri yatarken bacaklarımda bir rahatsızlık hissediyordum. Fakat tarifi güç bir rahatsızlıktı bu. Hareket ettiğimde çoğunlukla geçen, geçmediği takdirde ise beni uyutmayan türden. Bir süre önce öğrenmiş bulunuyorum ki bu bir hastalıkmış ve ismi de “huzursuz bacak sendromu”ymuş. Arkadaşlarımdan birisinde bu hastalık olmasa, tarifini yapmasa inanın öğrenme imkânım olmazdı. Gerçi arkadaş tarif ederken bile manidar cümleler kuramadı :) Fakat ikimizde de aynı rahatsızlık olunca anlaşmakta güçlük çekmedik.

Öğrendikten sonraysa araştırmaya giriştim. Gördüm kü çok yaygın bir hastalıkmış (Dünya genelinde %10, bizde %3-4 civarı). Muhtemelen bu satırları okuyan bazılarınızda da mevcuttur, ancak hastalık olduğunu bilmiyorsunuzdur. Bu hınzır hastalık öyle bir şey ki, genelde dinlenirken veya çoklukla geceleri saldırıya geçiyor. Tam uykuya dalmak üzereyken bacaklarda tarifi pek kolay olmayan bir rahatsızlık baş gösteriyor. İnsanlar genelde karıncalanma, ürperme, kaşınma, ezilme, acıma, gıdıklanma ifadelerini kullanıyorlar ki inanın bu çok normal. Zira hayatta yaşadığımız diğer acılara veya rahatsızlıklara pek benzemiyor bu meret. Fakat iki tane hasta yan yana gelince çok iyi anlıyorlar birbirlerini. Geçici çözümü bacakları hareket ettirmek. Benim için genelde sıcak olduğunda baş gösteriyor bu. Battaniyenin altından bacaklarımı çıkarıp, bir miktar sallayarak veya hareket ettirerek çözüyorum meseleyi -çok mu özel oldu :) – Fakat hastalık bende başlangıç düzeyinde olabilir, gördüğüm kadarıyla daha vahim vakalar da var. Örneğin gece boyunca uyuyamayanlar.

Hastalığın kesin nedeni henüz bilinmiyor. Genetik olabilir diyen de var, beyindeki -:)- dopamin dengesizliği, sinir, stres,depresyon vs. gibi nedenler sayan da, ancak kesinlik yok. Tedavisi var mı? Var. Çok boş boğazlık etmek istemiyorum, bir iki bağlantıya yönlendirerek bu yazıyı tamamlayalım. Temennim yaşım ilerledikçe hastalığın şiddetini arttırmaması. Eğer varsa benim gibi mustarip kişiler, şimdiden kendilerine şifa diliyorum :)

[1] Hastalık hakkında bilgi

[2] Hastalık hakkında açıklayıcı videolar

Yapamayacağımı düşündüklerim

HeartsMagic-February 16th, 2009

1. Buraya artık eskisi kadar yazı geçemeyeceğim. Zaten uzun süredir tek tük yazıyordum, bundan sonra da fazla değişeceğini sanmıyorum.

2. Mürekkep tekrar hayata döndü, hem de bomba gibi. Alper kısa zamanda oldukça iyi bir konuma getirdi orayı, daha da güzel olacağına eminim. Kendisiyle bir iki yazışmamızda dönmek istediğimi söylemiştim. Ne yazık ki şu an bu da pek mümkün görünmüyor. Kaldı ki bensiz hiç ama hiç eksiklik hissedilmeyecektir. Bir iki film yazımdan başka kayda değer bir şey yoktu. Şu an gördüğüm kadarıyla benim yazılarımın çok daha güzelleri orada yer almakta. Bu nedenle arada film izleyip de eleştiri yapmaya kalkarsam buradan devam edecek gibiyim.

3. Oscar töreni yaklaşıyor. Tüm filmleri izleyip yine bir iki yazı çıkartmayı düşünüyordum. Bu da gerçekleşmeyecek gibi.

4. Hâlâ (evet hâlâ) bir fotoğraf makinesi alamadım. Kısa vadede bu da pek mümkün görünmüyor. Uzun vadede ise ömür yeterse mutlaka fotoğrafçılığı sadece hobi mahiyetinde denemek en büyük arzularımdan biri.

Liste daha da uzar gider yazmaya kalkarsam. Dört maddeyle sınırlıyorum şimdilik. Yazarsam daha fazla moralim bozulacak gibi hissetmeye başladım. İnsanlar yapacaklarını genelde sıralayıp yazarlar ki kendilerine hedef olsun bunlar. Bense yapamayacaklarımı yazmaya başladım. Çok mu gerçekçiyim yoksa çok mu karamsar?