Ice Age: Down of the Dinosaurs

HeartsMagic-July 2nd, 2009

Bir önceki yazıda belirlediğim hedeflerimden ilkini  tamamladım. 3B olarak izlediğim bu şirin serinin son filmini de beğendim. Özellikle Scrat‘in olduğu sahnelerde bol bol güldüm. Arkadaş topluluğu içinde kendisine benzetilmem de (fiziksel olarak değil :D) bu gülme hadisesini kamçıladı diyebilirim :) Film olarak eleştirilecek çok fazla bir tarafı yok. Gülmek istiyorsanız gidip görebilirisiniz. Sizi krize sokacak kadar olmasa da keyifli bir akşam geçirmenizi sağlıyor film. Zaten alt tarafta çok sağlam bir hikâye arayan izleyiciyi bu türden bir filmin tatmin etmesi beklenemez. Benim tek hayal kırıklığım 3B olarak tasarlanan filmin, arkasına aldığı bu teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanamamış olması. Son izlediğim 3B film olan Dünyanın Merkezine Yolculuk bu konuda çok başarılıydı örneğin.  Eşe dosta tavsiye olunur, gidin izleyin, eğlenin. Bu arada filme yeni dahil olan Buck karakteri de çok iyi bir hava katmış bu seriye. Eğer devamı gelecekse mutlaka görmek isteriz bu “deli gelinciği”.

Buck - Nam-ı diğer Deli Gelincik

Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin.

Kararlıyım bu defa…

HeartsMagic-June 29th, 2009

Hadi günlüğe yazı geçmeyi bıraktım ancak benim gibi bir sinamasever filmlere gitmeyi de mi bırakacaktı? Biraz tembellik, biraz zamanlama sorunları, biraz da vakit yetersizliğinden dolayı çok isteyip de gidemediğim kaç tane film geldi geçti hatırlayamıyorum. Geriye doğru yakından daha uzağa doğru gidecek olursam şöyle bir liste çıkıyor ortaya:

1. Transformers: Revenge Of The Fallen [1] [2] [3]

Tamam illa görülmesi gereken bir film değil. Zaten IMDB, RT ve MC puanından da belli bu. Fakat o aksiyon sahneleri mutlaka sinemada izlenmeliydi. Hâlâ izlemek için fırsatım var biliyorum ancak gider miyim, gitmez miyim meçhul. Açılış haftasını kaçırdıktan sonra nedense benim açımdan bu işlerin büyüsü bozuluyor.

2. Terminator Salvation [1] [2] [3]
İşte bu filmi kaçırmamam gerekiyordu. Benim gibi Terminator serisi hayranı birisi için yüz karası bir durum bu. Zamanlama sıkıntısı nedeniyle es geçmek zorunda kaldım açılış haftasında. Bu film için de hâlâ şansım devam ediyor. Görmeyi planlıyorum. Hoş puanlamalar pek iç açıcı değil ancak bir hayran olarak vefamı sürdürmeliyim.

3. X-Men Origins: Wolverine [1] [2] [3]
Yine puanlamada başarısız görünen bir film. Ancak Terminator gibi X-Men serisinin de hayranı olarak kendimi bu konuda da affetmiyorum. Artık bu filmi sinemada görme şansım da kalmadı. Kısmet başka şekilde izlemek yönündeymiş.

Gidemediğim bu filmler için kendimi kıyılara vurup uzun uzun düşündüm. Memlekette zaten dert yok. Bundan iyi fırsat mı olur, kendime dert edinmeliyim bu filme gidememe meselesini. Kararımı verdikten sonra kaleme kağıda sarılır gibi yaparak kafama bir iki film kazıdım. Mutlaka sinemada göreceğim bu filmleri. Şimdi de bunları listeleyelim.

Yazının devamını okuyun »

Reklamını ilk gördüğüm anda karar vermiştim alıp bakmaya. Çok fazla akademik düzeyde tarih dergisi takip edecek ne bilgim var ne de gereksinimim. Bu nedenle tarihin bize biraz daha yontularak anlatıldığı, hani günümüzdeki popüler  tarih diye tabir edilen tarafına ilgi duymaktayım. Zamanında neden Popüler Tarih dergisini takip etmemişim diye de düşünüyordum bir yandan. NTV Tarih’in çıkması oldukça işime geldi. Derginin ilk sayısını çok beğendim ve haliyle ikinci sayıyı da aldım. Kıvamı iyi tutturmuşlar. İnsanı sıkmayacak, merakını uyandıracak konular seçilmiş ve benim gibi meselenin avamları için çok da teknik teferruata girmeden anlatılmış. Sıkılmadan okunabiliyor dergi. Bir yandan çayınızı, kahvenizi yudumlarken diğer taraftan tarihin küçük veya büyük noktaları arasında yolculuğa çıkabiliyorsunuz.

İlk sayının ardından haliyle okuyucu eleştirileri gelmiş dergiye ve bunlar yayımlanmış. Çoğunluğunun olumlu yönde olduğu bu eleştiriler arasında dergiyi “magazin saçmalığı” olarak bulanlar da mevcut. Beklentiden kaynaklanıyor sanırım bu yanılgı. Zaten NTV Tarih kendisini popüler tarih dergisi sınıfına sokuyor. Bir diğer olumsuz eleştiri noktası ise fiyatı. Türkiye şartlarında 5 Lira çok az para değil doğrudur ancak ayda 5 Lira nerelere gitmiyor ki?

İlk sayıdaki yapılan hataların iletildiği bir de bölüm mevcut ki oldukça hoşuma gitti. Bazıları “bir tarih dergisi bu gibi hataları nasıl yapabilir” diye soracak olsalar bile ben hoşgörülü olma taraftarıyım. Kaldı ki kendileri Noel Baba’dan ve hatta perilerden bile özür dilemişler :)

Derginin sitesine de şuradan ulaşabilirsiniz.

Huzursuz bacak sendromum

HeartsMagic-March 13th, 2009

Hastalığımın ismini yazarken bile gülesim geliyor ancak yapılacak bir şey yok, verilen isim böyle. Bir süredir (tam olarak ne kadar olduğunu hatırlamıyorum), özellikle de geceleri yatarken bacaklarımda bir rahatsızlık hissediyordum. Fakat tarifi güç bir rahatsızlıktı bu. Hareket ettiğimde çoğunlukla geçen, geçmediği takdirde ise beni uyutmayan türden. Bir süre önce öğrenmiş bulunuyorum ki bu bir hastalıkmış ve ismi de “huzursuz bacak sendromu”ymuş. Arkadaşlarımdan birisinde bu hastalık olmasa, tarifini yapmasa inanın öğrenme imkânım olmazdı. Gerçi arkadaş tarif ederken bile manidar cümleler kuramadı :) Fakat ikimizde de aynı rahatsızlık olunca anlaşmakta güçlük çekmedik.

Öğrendikten sonraysa araştırmaya giriştim. Gördüm kü çok yaygın bir hastalıkmış (Dünya genelinde %10, bizde %3-4 civarı). Muhtemelen bu satırları okuyan bazılarınızda da mevcuttur, ancak hastalık olduğunu bilmiyorsunuzdur. Bu hınzır hastalık öyle bir şey ki, genelde dinlenirken veya çoklukla geceleri saldırıya geçiyor. Tam uykuya dalmak üzereyken bacaklarda tarifi pek kolay olmayan bir rahatsızlık baş gösteriyor. İnsanlar genelde karıncalanma, ürperme, kaşınma, ezilme, acıma, gıdıklanma ifadelerini kullanıyorlar ki inanın bu çok normal. Zira hayatta yaşadığımız diğer acılara veya rahatsızlıklara pek benzemiyor bu meret. Fakat iki tane hasta yan yana gelince çok iyi anlıyorlar birbirlerini. Geçici çözümü bacakları hareket ettirmek. Benim için genelde sıcak olduğunda baş gösteriyor bu. Battaniyenin altından bacaklarımı çıkarıp, bir miktar sallayarak veya hareket ettirerek çözüyorum meseleyi -çok mu özel oldu :) – Fakat hastalık bende başlangıç düzeyinde olabilir, gördüğüm kadarıyla daha vahim vakalar da var. Örneğin gece boyunca uyuyamayanlar.

Hastalığın kesin nedeni henüz bilinmiyor. Genetik olabilir diyen de var, beyindeki -:)- dopamin dengesizliği, sinir, stres,depresyon vs. gibi nedenler sayan da, ancak kesinlik yok. Tedavisi var mı? Var. Çok boş boğazlık etmek istemiyorum, bir iki bağlantıya yönlendirerek bu yazıyı tamamlayalım. Temennim yaşım ilerledikçe hastalığın şiddetini arttırmaması. Eğer varsa benim gibi mustarip kişiler, şimdiden kendilerine şifa diliyorum :)

[1] Hastalık hakkında bilgi

[2] Hastalık hakkında açıklayıcı videolar

Yapamayacağımı düşündüklerim

HeartsMagic-February 16th, 2009

1. Buraya artık eskisi kadar yazı geçemeyeceğim. Zaten uzun süredir tek tük yazıyordum, bundan sonra da fazla değişeceğini sanmıyorum.

2. Mürekkep tekrar hayata döndü, hem de bomba gibi. Alper kısa zamanda oldukça iyi bir konuma getirdi orayı, daha da güzel olacağına eminim. Kendisiyle bir iki yazışmamızda dönmek istediğimi söylemiştim. Ne yazık ki şu an bu da pek mümkün görünmüyor. Kaldı ki bensiz hiç ama hiç eksiklik hissedilmeyecektir. Bir iki film yazımdan başka kayda değer bir şey yoktu. Şu an gördüğüm kadarıyla benim yazılarımın çok daha güzelleri orada yer almakta. Bu nedenle arada film izleyip de eleştiri yapmaya kalkarsam buradan devam edecek gibiyim.

3. Oscar töreni yaklaşıyor. Tüm filmleri izleyip yine bir iki yazı çıkartmayı düşünüyordum. Bu da gerçekleşmeyecek gibi.

4. Hâlâ (evet hâlâ) bir fotoğraf makinesi alamadım. Kısa vadede bu da pek mümkün görünmüyor. Uzun vadede ise ömür yeterse mutlaka fotoğrafçılığı sadece hobi mahiyetinde denemek en büyük arzularımdan biri.

Liste daha da uzar gider yazmaya kalkarsam. Dört maddeyle sınırlıyorum şimdilik. Yazarsam daha fazla moralim bozulacak gibi hissetmeye başladım. İnsanlar yapacaklarını genelde sıralayıp yazarlar ki kendilerine hedef olsun bunlar. Bense yapamayacaklarımı yazmaya başladım. Çok mu gerçekçiyim yoksa çok mu karamsar?

Into The Wild : Bir süperberduş hikâyesi

HeartsMagic-January 26th, 2009

“Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir” olur gencin son sözleri. Umarsızca uzanır, belli belirsiz bir şekilde gözlerini semaya diker. Son hayalini kurar, son göz yaşlarını döker …

Yazıya konu olan filmi izledikten sonra aslında insanın pek karalayası gelmiyor. Filmin etkisi öyle bir çöküyor ki üzerinize, öyle saatlerce susarak, uzun bir süredir yapmadığınız iç muhasebenizi yapma isteğiniz depreşiyor. Fakat, madem böyle güzel bir film izledik paylaşmamız gerekiyor. Kaldı ki, çok ama çok geç kalınmış bir sözüm de var.

Filmi izlemişliğim yeni değildir. Bundan yedi ay önce filmi görmüş ve çok beğenmiştim. Yine o zamanlar sevgili Suskun‘un günlüğünde filmin yazısına rastlamış, ufak bir de yorum yaparak film hakkında yazacağımı da söylemiştim. Araya hayat! girdi ve yazı bugüne kadar kaldı. Ne kadar da haklıymış Alexander Süperberduş, şehrin ışıltılarına ve keşmekeşliğine bakarak tekrar medeniyete -kısa bir süre de olsa- dönmeyerek ve yolculuğuna devam ederek. Hayat o kadar katı ki, ufacık isteklerimizi gerçekleştirmemize bile, biraz da tembelliğimizi kullanarak, sığıntı bahanelerin arkasına bizi sıkıştırarak engel oluyor.

Hemen belirteyim ki bu yazı diğer film yorumlarım gibi olmayacak. Okudukça filmin kendisi ve sonu hakkında fazlasıyla detaya sahip olacaksınız. Ancak bu saydıklarım zaten aşikar olanlar. Filmi zaten ne olduğunu bilerek izliyorsunuz. Aksi takdirde çok bir anlamı da kalmıyor, hatta etkisini bile yitiriyor olabilir.

Yazının devamını okuyun »

SUDO: Ubuntu-TR E-dergisi

HeartsMagic-November 18th, 2008

Ucundan az da olsa ilişkili olduğum Ubuntu-TR ailesi son zamanlarda çok yoğun uğraşlarından biri içindeydi (Platform olarak başka uğraşlar da var, o nedenle biri dedim). Burada pek değinmek istemiyorum ancak malumunuz Ubuntu bir Linux dağıtımı ve oldukça popüler durumda. Bilgi almak istiyorsanız Ubuntu-TR‘yi ziyaret edebilirsiniz. İşte Ubuntu-TR bu dağıtım hakkında bir e-dergiyle camiaya çok güzel bir katkı daha yaptı. Dergi grubundaki arkadaşların gecelerini gündüzlerine kattığına bizzat şahidim. Bu nedenle ortaya çıkan derginin benim gözümde yeri çok ayrı. Henüz ilk sayı olduğundan illa ki eksikleri olacaktır fakat genel anlamda oldukça güzel ve camia tarafından beğenilen bir çalışma olmuş. Kendilerini bir kere daha buradan tebrik ediyor ve sözü uzatmadan dergiyi indirip göz atabileceğiniz bağlantıyı veriyorum:

SUDO: Ubuntu-TR E-dergisi

Uykudan uyanış

HeartsMagic-November 16th, 2008

Uzun süredir boş bırakmışım buraları. Kısacası uykuya yatırmışdım günlüğümü. İki ay geçmiş bile, hoş bana daha kısa gibi geliyor. Demek ki koşturmaca esnasında insan pek fark etmiyor geçen zamanı. Burasıyla ilgilenmezken bazı şeyler değişti, değişmiş. Örneğin günlük mışıl mışıl uyurken takip edenlerinin sayısı artmış. Garibime gitti, sürekli kış uykusuna mı yatırsam ne :) Wordpress yeni sürüm çıkartmış, Amerika yeni başkanını seçmiş, dünya krize girmiş….

İnsan kendi çemberinin dar halkalarıyla uğraşırken dış halkaları göremiyor bir süre. Ne zaman ki dar halkalarla işi bitiyor, kafasını şöyle bir kaldırıyor, o zaman dışarıdaki hengâmeyi fark ediyor. Bu süre içerisinde internetten tamamen kopmasam da eskisi kadar iştigal edemedim kendileriyle. İyi mi oldu, kötü mü bunun ince bir muhasebesini yapmış değilim. Bana getirdikleri kadar götürdükleri de olmuştur elbet.

Artık uyku faslı bitti, belki bir süre mahmurluk devam edebilir. Ancak fırsatını bulduğum ilk anda yine faydasız yazılarımı göndermeye devam edeceğim.

Not: Suskun emin ol “Into The Wild” hâlâ aklımda :)

Wordpress 2.6.2 güncellemesi bir açık nedeniyle yayımlanınca yükselteyim dedim. Ancak bu sefer ufak! bir problem oldukça vaktimi aldı. Güncellemeyi yaparken dalgınlıkla wp-config.php dosyasını aynen geçirmişim. Hal böyle olunca ufak bir veri tabanı bağlantı sorunu yaşadım. Üzerine bir de parolamı unutunca evlere şenlik bir durum oldu. Parolayı bulmam çok uzun sürmedi ancak güncelleme bittikten sonra beni ufak bir sürpriz bekliyordu. Türkçe karakterlerimin yerinde yeller esiyordu. Aklıma ilk gelen mysql oldu. Acaba hangi arada bir soruna neden olmuşdum.

phpMyAdmin’le bayağı bir haşir neşir olup, içeride bin bir taklalar atmama rağmen sorunu aşamadım. Bir ara o kadar umutsuz duruma düştüm ki tabloları elle değiştirmeyi bile düşündüm :) Güzel bir çözüm bulamadıktan sonra en kötü çözümü bile kabul edebiliyor insanoğlu :) Elle o işin olur yolunu (ya da olmazını :) ) şöyle bir hesapladıktan sonra önce bir araştırma yapmaya karar verdim. Baktım benim istediğimi birileri betik yardımıyla yaptırmaya çalışmışlar. Fakat o kadar meşakkatli bir yol ki, yanına yaklaşmaya bile değmez. Bu kadar şeyi düşünen bendenizin aklına sorunun bir wordpress problemi olabileceği bir türlü gelmiyordu. Halbuki encoding utf-8, collation zımbırtısı da utf8_unicode olmasına rağmen.

Neden sonra o yönde bir araştırma yapınca benzer problem yaşayan birilerini şu başlıkta buldum. Değişikliği yapınca sorunum ortadan kalktı. Gerçi Alex King yaşadığı benzer bir problemin çözümünü şu yazısında anlatmış, fakat okumak bile istemedim. Benim çözümü öneren kişi zaten buradaki bir yorumdan yola çıkarak o tavsiyeyi vermiş. Altına Alex King “bu değişiklik veritabanındaki eski verileri etkilemez” dese de işe yarıyor vallahi :) Birisi de wp-config.php’de değişiklik yapmamalısın demiş ya, denize düşen yılana sarılır. Eğer ileride problem yaşarsam bakacağım başımın çaresine.

Bu problemden dolayı öğrendiklerim:

1. Parolalarını unutma :)

2. Suçluyu hemen belirlemeye kalkışma.

3. Google senin iyi bir dostun.

Gerçek dostluk

HeartsMagic-September 9th, 2008

Şu başlıkta benim daha önce de yazmış olmama ve internette birçok yerde verilmesine rağmen es geçemedim bu konuyu. O zaman izlediğimde çok etkilenmişdim. Sağ olsun Çınar bana bu videonun daha uzun bir sürümünü gösterdiğinde ilgiyle izledim. Altta Whitney Houston’ın muhteşem I Will Always Love You yorumu ve Gerçek Dostluğa bir örnek: