The Forbidden Kingdom - Yasak Krallık: Eğlence arayanlara
Aslında niyetim Iron Man‘i görmekti fakat bir süre önce bu düşüncemi değiştirip bu filme gittim. İyi de etmişim. Baş roldeki iki arkadaşı da severim - sanki beraber yaptık askerliği :) - Jackie Chan‘i senelerdir izliyorum, tam olarak çocukluğuma denk gelmese de filmlerini nedense hep zevkle izlemişimdir. Kötülerin öldürmediği, hep birilerinin dayak yediği fakat yine ölmediği, böyle ailecek izlenebilecek, her filminin sonunda yüzümüzde bir tebessümle ayrılacağımız bir çizgisi var Chan filmlerinin. Bu çizgisini senelerdir bozmadı, çok az hatırlarım kan gördüğümü filmlerinde. Ha iş böyle olunca zirve filmler oluyor mu? Cevap hayır fakat kendisinin de niyeti bu değil sanırım. Bir yerlerde röportajını izlediğimden “İnsanların ölmediği, eğlenceli , dövüş sanatlarının az da olsa yer bulduğu filmlerde yer almak hoşuma gidiyor” mealinde bir açıklamasını hatırlar gibiyim.
Jet Li‘nin ise stili biraz daha farklı. Yine kendisinin tarzını severim, iyi mi kötü mü demeden bir çok filmini izlemişimdir. Beni çeken ne inanın bilmiyorum ama ben bu adamı seviyorum. Şu ana kadar birçok rolde izledim, kötü olanları da dahil, pek öyle memnun kalmadım diyeceğim bir filmi yok. Tabi yine birçoğu bir şaheser olmaktan öte olsa da aralarında bazıları var ki çok memnun kalmışımdır: Huo Yuan Jia, Danny the Dog, Ying xiong ve Jing wu ying xiong filmlerini bunların arasında sayabiliriz.
Şimdi bu ikisi film yapar da ben gitmez miyim :) Buyurun merak ediyorsanız filme geçelim.
Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin.
Muhteşem İstanbul filmi
Öyle kolay kolay bir şeyi abartmam, bu kadar çok beğenmeseydim bu film için cidden “muhteşem” demezdim. Belki daha önce izlemişsinizdir zira iki senelik bir mazisi var. Ancak İnternet’e sanırım son zamanlarda düştü ve yayımlanmaya başladı. Veysel Gençten isimli sanatçının İstanbul üzerine yaptığı çalışmalardan biri bu eser. Güzel İstanbul’un karelerinden oluşan, farklı mekanlardan farklı şekillerde bize aktarılan olağan üstü bir çalışma. İzlerken insanın tüyleri diken diken oluyor. Belki de beni etkilemesinin en büyük sebebi bu şehirde doğup büyümüş olup, caddelerini ve sokaklarını çok uzun zamandır arşınlıyor olmamdır. Kolay kolay bırakamayacağımı düşündüğüm bu şehre deliler gibi aşığım denilebilir. Hal böyle olunca bu kadar güzel bir çalışmanın beni etiklemesi kaçınılmaz oluyor. Arka planda çalan Mercan Dede ise etkiyi bir kat daha arttırıyor, görüntülerle beraber o kadar iyi uyum sağlamış ki insanı alıp götürüyor. Tavsiyem şöyle gürültüden uzak bir köşeye geçin, uğraştığınız şey her ne ise bırakın ve ardından videoyu başlatın. 5dk.lık bu aranın keyfini çıkartın. Filme iki yerden ulaşabilirsiniz.
John Rambo da evine dönermiş
Aslında başka bir film için yazacaktım fakat Rambo‘yu izleyince dayanamadım. Sen ne yapmışsın böyle Sylvester ağabey. Ne zamandır bu kadar canlı kanlı savaş! filmi izlememiştim. Aslında bunu ciddi anlamda söylüyorum. Birçok filmin pabucunu dama atmış çatışma sahnelerinde. Daha önceki bir yazımda eski Rambo serisini izleyip beni etkisine alma sebebinin çocukluğum olduğunu anladığımı söylemiştim. Hani filmleri izlerken hep bir tebessüm oldu suratımda, nostalji yaptım. Ancak bu son filmde işler değişti. Tamam Stallone yönetmen koltuğuna geçtiği bu son filmde eski çizgiyi korumaya çalışmış gibi. Ancak olaylar ilerledikçe şaşkınlığımı gizleyemedim.
Habitación de Fermat, La
Veya İngilizce ismiyle Fermat’s Room, bizdekiyle Kapan. Bizimki biraz zayıf kaçmış. En azından konuyu okumayan birisi filmi es geçebilir. Hem bizim gibi az Matematikle içli dışlı olanlar da bir şey anlamayabilir. Neyse ben filme döneyim. Bu sefer baştan uyarayım, filmin konusu ve olaylar hakkında biraz detaya ineceğim, ’spoiler’ istemeyenler hemen bıraksınlar okumayı.
Eğer izlemişlerse konuyu ilk görenler hemen Cube serisini hatırlayacaklardır. Belki biraz da Pi canlanacaktır zihinlerinde. Bende de haliyle bu iki filmi hatırlattı Fermat’nın Odası. Hal böyle olunca ilgimi de çekti fakat içten içe İspanyolların bu işi ne kadar iyi kotaracaklarını da düşünmüyor değildim. Yönetmenleri tanımıyordum, oyuncuları tanımıyordum fakat konu üstün körü bakınca ilgi çekici geliyordu.
Fakat baştan belirteyim ki ne yazık ki ikisinin de bıraktığı etkinin üçte birini bile bırakmadı bende. Sebeplerini bilahare açıklayalım. Fakat önce Cube ve Pi’den bahsedelim biraz.
Yasaklı fakat hoş Xbox 360 reklamı
Gezinirken gördüm, muhtemelen daha önce bir yerlerde görmüş olabilirsiniz. Yasaklandığı söylenen Xbox reklamıymış. MS’yi çok sevmesem de reklam politikaları her zamanki gibi başarılı :) Buyurun eğer izlemediyseniz:
15 Mayıs’ta lafazanlık değil İnsan Hakları
Suskun haberdar etmiş. Blogcatalog şöyle bir proje başlatmış ve 15 Mayıs günü İnsan Hakları üzerine yazacak blog sahiplerini bir araya getirmeye çalışmaktaymış, katılmayı planlıyorum. Her daim gevezelik edecek halimiz yok ya, 15 Mayıs’ta ecnebi kardeşlerimizle beraber bu konu üzerinde beraberce yazarız. Dilimiz döndüğünce elbette.
Google Earth 4.3 Beta yenilenen 3B desteğiyle yayımlandı.

Severek kullandığımız Google Earth’ün 4.3 beta sürümünü Google’cı amcalar 3B desteğini yenileyerek yayımlamışlar. Artık bundan böyle dünya üzerindeki bazı mekan ve yapıları üç boyutlu olarak gezebileceksiniz. Yeni eklenen özellikleri saydıktan sonra bir iki kelam daha ederiz.
- Yeni Dolaşım - Yakınlaştırma (zoom) özelliği ve kontrolü biraz daha geliştirilmiş. Ayrıca yeni getirilen “bakış” ayar çubuğu ile binalara tepeden veya bir dağ çizgisinden bakabiliyoruz.
- Daha fazla ve hızlı 3B yapıları - Birçok 3B özellikli yapı ve mekan Google Earth’e eklenmiş durumda.
- Google Harita - Google Harita özelliği eklenmiş, böylece doğrudan gezdiğimiz caddeleri Google Maps üzerinden açabiliyoruz.
- Güneş ışığı - Bu özellik sayesinde güneşin mekan ve yapılara gün boyunca nasıl yansıdığını görebiliyoruz.
- Yeni diller - Aralarında Türkçe’nin de bulunduğu 12 yeni dil eklenmiş.
Ben biraz gezindim. Henüz her yerde 3B yapıları göremesek de merak ettiğimiz bazı yerleri 3B keyfi ile dolaşabiliyoruz. Bu sayı gerek kabiliyetli Google Earth kullanıcılarının çizimleriyle gerekse Google Earth ekibinin kendi destekleriyle günden güne artacaktır. İstanbula bir bakayım dedim, Sultanahmet’te Hipodrom meydanındaki dikilitaşlardan başka bir şey bulamadım. Umarım zamanla artar. Daha fazla 3B yapı görmek için sizi 3D Warehouse’a alalım. Ayrıca Google Earth’ün yeni sürümünü indirmek için şu bağlantıyı kullanabilirsiniz. Hemen aşağıya da kendi tanıtım videolarını koyuyorum.
The Mist - Sis
Açıkça söylemem gerekirse Stephen King‘in hiçbir romanını veya hikayesini okumadım. Fakat roman veya hikayelerinden derlenmiş birçok sayıda filmini izlemişimdir. Kitaplarını okumadığım için filmlerin uyarlamasının ne kadar güzel ve isabetli olduğunu tam olarak bilemiyorum fakat izlediğim filmleri çok beğenmişimdir. Şöyle bir saymak gerekirse The Shining, Pet Sematary, The Shawshank Redemption, The Green Mile, Dreamcatcher, Secret Window, 1408. Bu filmlerin hepsini sevmişimdir. Ancak aralarından üçünün yeri çok ayrıdır. The Shining izlediğim en iyi gerilim filmlerinden biridir. The Shawshank Redemption ve The Green Mile ise kendi türlerinin zirve filmleridir. Stephen King’in hikayeleri birer deha eseri ancak bunları beyaz perdeye aktarmak da bir maharet meselesi. Uyarlama yapmak her zaman zordur. Kitapları okuyanlar memnun kalmaz,aynı tadı vermez veya kitapları okumayanlar hikayeyi yeterince kuvvetli bulmaz vs. Ancak yukarıda saydığım filmler benim gözümde belli bir çıtanın üzerindedir. Ayrı olarak belirttiğim filmler ise birer zirvedir. İşte bahsettiğim son iki filme imzasını koyan yönetmen Frank Darabont‘tur. Darabont filmlerinde o kadar etkili iş yapmıştı ki hem Stephen King hem de biz izleyiciler ziyadesiyle memnun kalmıştık. Hal böyle olunca The Mist‘i yöneten ismin Darabont olduğunu duyduğumda oldukça sevinmiştim. Her ne kadar The Mist’in türü bu iki filmden oldukça farklı olsa da Darabont ince iş seven bir yönetmen olduğundan mutlaka iyi bir şeyler çıkacağını hissediyordum.
Yazının devamını okuyun »
Sürpriz: Paypal hesabım hacklendi!
Şaka yapmıyorum, son derece ciddiyim. Bir süre önce açtığım Paypal hesabım resmen hacklenmiş durumda. Akşam eve gelip de “We hacked your Paypal account” e-postasını gördüğümde klasik Phishing mesajlarından sanmıştım, ancak hemen 4 mesaj üzerinde Paypaldan “Hesabınızdan 20$ çekildi” mesajını gördüğümde işin ciddiyetini fark ettim. Tek yaptığım harcama bir internet sitesine bağıştı. Hikaye şöyle gelişmiş. “Virtual Invaders Network” isimli bu arkadaşlar önce hesabımı kırdıklarını belirten bir mesaj geçmişler. Artık Paypal hesabımı kullanamayacağımı, tüm bilgilerimin değiştiğini, hesabımdan test olarak 20$ çektiklerini anlatmışlar. Kendilerini hacker olarak tanımlamıyorlar, kaldı ki değiller. Amaçları benim ne kadar dikkatsiz olduğumu göstermekmiş. Haklılar da, problem tamamen harcamayı kullandığım siteden kaynaklanmakta. Aynı parolayı Paypal’da da kullanmıştım! Aslında ilk etapta içimde yine bir şüphe vardı ancak kredi kartı bilgilerimi kontrol ettiğimde cidden 20$’lık bir harcama görünmekte, hem de bu arkadaşların açtık dedikleri sahte isim üzerine. İşin ilginç tarafıysa bu arkadaşların parayı geri ödemeleri! Evet yaklaşık 10 euro’luk bir iade yapmışlar ve Paypal’ın komisyon kestiğinden dolayı eksik kalan parayı da yatıracaklarını söylemişler, hatta 15 gün sonrasına tarih bile vermişler. Tabi bu arada değiştirdikleri kullanıcı adımı ve parolasını da yollamışlar. Şimdi, kalan parayı yatırırlar mı yatırmazlar mı bilemiyorum ancak bu bana iyi bir ders oldu. En azından kötü niyetli insanların eline düşmemiş hesap, yoksa halim nice olurdu. Normalde böyle işler için sanal kart kullanırdım ancak erindiğimden ötürü normal kredi kartımı kullanmıştım. Bu satırları tamamladıktan sonra bağış yaptığım siteye güzelce bir mesaj geçeceğim. Bu arkadaşlara da teşekkür etmek isterdim ancak benle iletişim kurdukları adres benim hesabım için açtıkları yeni adres. Kısacası bir işe yaramaz.
Benim kulağıma küpe, size de örnek olsun.
Son 19 yıldır en çok izlenen Türk filmleri
| Filmin Adı | Dağıtım | Vizyon Tarihi | Toplam Kişi |
| 1. Kurtlar Vadisi | KenDA | 03.02.2006 | 4.256.567 |
| 2. Recep İvedik | Özen Film | 22.02.2008 | 4.004.215 |
| 3. G.O.R.A | Warner Bros. | 12.11.2004 | 4.001.711 |
| 4. Babam ve Oğlum | Özen Film | 18.11.2005 | 3.832.539 |
| 5. Vizontele | Warner Bros. | 02.02.2001 | 3.308.120 |
| 6. Vizontele Tuuba | Warner Bros. | 23.01.2004 | 2.894.802 |
| 7. Organize İşler | KenDA | 23.12.2005 | 2.618.244 |
| 8. Hababam Sınıfı Askerde | Özen Film | 14.01.2005 | 2.587.824 |
| 9. Eşkıya | Warner Bros. | 29.11.1996 | 2.571.133 |
| 10. Kahpe Bizans | Özen Film | 21.01.2000 | 2.472.162 |
Tolga Akıncı’nın Sinema dergisinde verdiği listedir. Sadece Recep İvedik güncellemesi yapılmıştır.
Aslında yorumsuz olarak geçecektim fakat dayanamadım. Recep İvedik böyle giderse en çok izlenen film olacaktır. Şu anda liste başı olan Kurtlar Vadisi için de hiç kaliteli şeyler söylenemese bile en azından Türkiye sorunlarına kendince parmak basmıştır (bakın yerini hak ediyor demiyorum). Recep İvedik filmine gitmedim, görmedim, gidenlerden dinlemedim. Çok şükür çevremde giden yok, tek tesellim bu. Hani duyduğum, bildiğim odur ki “eğlencelik” bir film olduğu. Fakat merak ettiğim nasıl bu kadar amiyane, bu kadar yoğun küfür içeren bir filmi 4 milyon küsur insanın izlediği? Cidden hak ediyor mu? Şimdi birileri bana çıkıp da pazarlama başarısı demesin lütfen. Eğer gitmeyen gitmiyorsa vardır değil mi bir bildiği!
Not: “Ne var, gittik eğlendik, derdin ne, sana batan ne” tarzındaki yorumları yapmadan önce tekrar bir değerlendirme yapın.
Not 2: Listedeki diğer bazı filmler de çok takdire şayan!

