20 yıllık hasret sona erdi: Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı - Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull
İlki yapıldığında ben henüz 1 yaşımdaymışım, sonuncusunda ise 9. Aradan neredeyse 20 yıl geçmiş. Haliyle tüm seriyi televizyondan izlemek nasip oldu. Çocuk gözümle beni o kadar etkilemiş ki tevekkeli değil, macera dediğimizde hala aklıma gelen iki isimden biri Inidana Jones‘tur -diğeri ise bir başka yazıya konu olabilecek MacGyver, 80′liyim işte ne yapalım :) - Şimdi serinin 4. filmi sinemalarda,ilk günden gittim izledim. Öncelikle şunu belirteyim ki Indiana Jones serilerini sevmek için bazı şeyleri kabullenmek gerekiyor. Bu filmleri oluşturan 3 ortak isim de aynı şeyi hedeflemiş öteden beri: Macera ve eğlence karışımlı, 30′ların ucuz filmlerine benzeyen büyük bütçeli yapımlar. Aslında bunu doğrudan hedefleyen George Lucas ve Steven Spielberg. Harrison Ford ise eşsiz oyunculuğuyla karaktere hayat katmış. Ne diyorduk, ha bazı şeyleri kabullenmemiz lazım. Mesela nedir bunlar?
- Bir kere tüm filmlerin sonu bellidir. Kahramanımız asla başarısız olmaz ve sonunda her zaman iyi taraf kazanır.
- Kahramanımızın başından bin türlü hadise geçse de bir şekilde kaçmayı veya kurtulmayı başarır. Bu çok saçma bir şekilde de olabilir, tamamen şans eseri de.
- Maceradan maceraya koşarken, etrafta kurşunlar cirit atıyorken ya da arkasından azılı bir tehlike gümbür gümbür koşturuyorken bile kahramanımız ve çevresindekiler espri yapmaktan kaçınmazlar. Esprinin yanında çekişme ve kavgalara da şahit oluruz.
- Filmleri izlerken ara ara “acaba cidden profesyonel bir macera filmi izliyor muyum?” havasına kapılınır ki bu yazının girişinde açıklanmaya çalışılmıştır.
- Genel olarak toparlarsak; filmlerin B kategorisi temel alınarak yapıldığı, bu nedenle sadece eğlence ve macera filmi gözüyle izlenmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Gördüğünüz gibi son madde çok önemli. Zaten bu maddeyi sindiremeyenler Indiana Jones serisini sevemezler. Kaldı ki ortada bence 3 tip izleyicisi vardır. a. Serinin delileri b. Sırf eğlence olsun diye izleyenler c. Hiç sevmeyenler. Kendim kesinlikle bir a sınıfı izleyicisiyim. Haliyle tarafsız bir yazı beklemeyin :)
Geride kalan filmlerden çok bahsetmek istemiyorum ancak değinmeden olmaz. Hikaye aslında Lucas’ın Jones filmleri çekmek için yana yakıla şirket aramasıyla başlıyor. Sonunda Lucas, Paramount şirketini ikna ediyor ve yönetmen olarak da kadim dostu Spielberg’ü dürtüyor. Toplamda 5 adet film için imza atılıyor ancak hepimiz biliyoruz ki 3 tane yapılıyor. İlk film o kadar tutulmuştu ki, bu herkesi heyecana sürüklemişti. İkincisinin ilkine göre biraz daha yavan kaçması müthiş ikiliyi üzmüş olacak ki üçüncü filmde çok sıkı bir hikaye ve ekiple beraber muhteşem bir final sergilemişlerdi. Tabi bu başarıda senarist Philip Kaufman’ın da büyük başarısını es geçmemek lazım. Birinci ve üçüncü filmde kendisinin parmağı çok büyüktür. O zaman niyetleri bu seriye son vermekmiş, fakat çevreden çok baskı gelince “dördüncü film için iyi bir senaryo gelirse çekeriz” diyerek meseleyi noktalamışlar. O nokta o kadar kuvvetliymiş meğer, tam 20 sene bekledik :) Aslında yaklaşık olarak 10 sene önce bu filmin başka bir konu ve senaryoyla yapılma imkanı ortaya çıkmış ancak olay yılan hikayesine dönünce bu güne kadar kalmış. Neyse çok gevezeliğe gerek yok, filme geçelim. Ancak şunu belirtmek isterim ki azıcık ’spoiler’ yapacağım. Zaten film kurgu olarak sürprizlere pek gebe değil, eğer okumamın sakıncası yok diyorsanız buyurun devam edin. Sakınca var derseniz, mesuliyet kabul etmem ona göre :) Ancak okumazsanız çok şey kaybdersiniz :D
Film soğuk savaş döneminde geçiyor. Kısacası bu sefer düşman Kızıllar ve yaltakçıları.Tabi dönem soğuk savaş dönemi olunca Amerika’da amansız fişlemelerin olduğu gerçeğini gözümüze sokmasalar olmazdı. Bu fişlemelerden Indi de nasibini alır ve işinden bile olur. Ancak film bu işten olmayla başlamıyor. Biraz daha sürpriz bir başlangıcı var. Fakat Spielberg amca en başından bile filmde eskiden olan her şeyin aynen korunduğunu, hiçbir şeyden ödün verilmediğini hissettiriyor bize. Açılış yazılarından tutun da ortam tanıtımına kadar her şey eski seriyle aynı şekilde gerçekleşiyor. Şapka kadrajından Indi’nin eski Indi olduğunu hemencecik anlıyoruz mesela. Bu açılış bölümünde öncelikle bir kovalamaca, hoplamaca, zıplamaca ardından da bir patlama ve buzdolabı sahnesi var ki evlere şenlik :) Şöyle bir oh çekiyoruz ve “tamam işte budur, klasik bir Indiana filmi izlemek üzereyim” diyoruz, geniş geniş sinemanın koltuğuna yayılıyoruz. Hop, izlemiş olup da “saçmalıktı o patlama sahnesi” diyen olursa hemen kendisini yukarıdaki saydığım maddelerden en sonuncusuyla tokatlarım ona göre :) Dedim ya her şey eski seriyle aynı diye, o kadar ki Indi’nin ülke değiştirme sahnesi bile aynı: Harita üzerinde kırmızı çizginin ülkeler üzerinde selam çakarak ilerlemesi. Serinin müdavimleri hemen ne demek istediğimi hatırlayacaklardır. Genel konu hakkında bu kadar ’spoiler’ yeter, şimdi oyunculara odaklanalım.
Şimdi, bana filmden önce (tabi bilmediğimi var sayarsak) “Sence filmdeki kötü Rus komutanı olan kadın aşağıdakilerden hangisidir?” diye sorsanız benden sittin (Osmanlıca altmış) sene Cate Blanchett cevabı alamazdınız. Zaten bunu ilk duyduğumda bir “hönk” dedim. Kafamda canlandıramıyordum açıkçası, hatta resimlerini falan gördüğümde de çok sempatik gelmişti bana :) Ancak benim kaçırdığım nokta yukarıda film için saydığım maddeler arasında gizli. Bu bir Indiana Jones filmi, kötüleri bile kendisine göre. Eskileri bile öyleydi. Bazılarına sempati besliyordu insan içten içe (ikinci film hariç). Tabi böyle olunca Blanchett’in rolü bizim filmimize “cuk” oturmuş. O abartılı (kasti olarak) oyunculuk Indiana Jones karakteriyle sırt sırta örtüşmüş adeta. Birbirini tamamlamışlar. Keşke biraz daha ağırlığı olsaymış dedim kendi kendime filmde.
Filmin sürpriz isimlerinden bir diğeriyse hiç şüphesiz ilk filmden aşina olduğumuz sempatik ve şirin Marion karakterine hayat veren Karen Allen. Kendisi Indi gibi yaşlanmış olsa da hala çok sevimli ve hala çok iyi rol yapıyor. Kaldı ki çok kilit bir rolü eda ediyor kendisi. Aşağıda açıklayacağım :) Ağır spoiler için son uyarı :)
Evet, gelelim haset damarlarımın kabardığı ana. Bu benden 6 yaş küçük olan Shia LaBeouf kişisini kendisinin Disturbia filmi ile tanımıştım ve pek bir beğenmiştim. Dikkatimi hemen çekivermişti. Tabi benim gibi usta! bir gözün dikkatini çeken bu şahsiyet sevgili Holivud yönetmenlerimizin de dikkatini çekiverdi :) Bir parladı ki bu toy arkadaş sormayın gitsin. Transformers’ı çekti. Arada Spielberg amcanın da dikkatini çekince bu filme de alıvermişler. Hızını alamamış araya 3 film daha sıkıştırmış bugüne kadar. Sinemada reklamını izlediğim bir tanesi var ki kayda değer gibi görünüyor: Eagle Eye. Neyse biz filmimize geri dönelim. Hemen itiraf ediyorum, LaBeouf cidden çok sağlam oynamış. Böyle dikine dikine rol çalmış kocaman ustalardan. Tabi bunda rolün etkinliği de baskın fakat tam isabet olmuş Spielberg’in seçimi. Kendisi de büyük bir fanatiğiymiş zaten Jones’un. Sette karşısında Ford’u elbiseleri ve şapkasıyla beraber görünce oldukça heyecanlanmış.
Ben hala asıl meseleye gelmedim ama :) Biz hikayeyi önceden okuduğumuzda LaBeouf’ü sadece Jones’a yardım eden bir velet olarak tahmin ediyorduk. İşte size büyük ’spoiler’: LaBeouf yani Mutt Williams Marion’un oğlu çıkıyor. Marion’da filmin bir noktasında Indi’ye “o senin oğlun” deyiveriyor. Hoş o demeden de her şey anlaşılıyor ya. Şimdi ben neden kıskandım bu veledi bu kadar :) Sebep şudur ki ilerde 5. filmden sonra başka seriler çekilirse kesin bu velet oynayacak. İşte şuraya da yazıyorum :) Jones Jr. diye seslendi bu velede :) 5. filme yar etmediler ama, filmin finalinde şapkayı giymek isterken bir anda Indi kapıverdi şapkasını. Ben aldım oradan mesajı hemen, 5. film yolda ve baş rolde yine Ford olacak.
Son notlar. Ford haliyle yaşlanmış ancak çok yadırgamıyor insan. Maşallah dublör falan kullanmadan kazasız belasız o kadar koşturmayı atlatmış kendisi. Ekip yine eski usul aksiyona imza atmış. Öyle birkaçı hariç teknolojik aksiyon sahnesi beklemeyin. Misal atom bombası sahnesi ve uzay gemisinin kalkışı hariç - Of yine ’spoiler’ yaptım :) -
Kısacası siz Indiana Jones hayranları, aynı eski tatta, o bildik heyecan dolu filmlere bir yenisi daha katıldı. a grubuna girenler mutlaka izlemeli. Diğerlerinin keyfi bilir :) Benim ne kadar eğlendiğim yazıdan bile belli. Hiç bu kadar gülücük kullandığımı hatırlamıyorum :)



Çocukluğumdan hatırladığım Kamçılı Adam filmiyse eğer, bana macera hatırlatmaz. Çünkü o çocukluk halimle aklımda kalan tek şey kötü adamın sürekli birilerinin kalbini söküp çıkarıp ateşe vermesiydi. Hala da kamçılı adamı duydum mu tir tir titrerim ben. O derece bende etkisi var yani. Gülücükleri saydım bu arada 18 tane.
Yazıyı yüzümde kocaman bir gülümsemeyle okudum :) Bunun sebebi Indiana Jones’un dönüşü değil. Bunun sebebi yazıyı o kadar keyif alarak yazmışsınız ki her noktasından virgülüne hissediliyor. Yazı sonunda zaten kendiniz de belirtmişsiniz :)
Dönüp dönüp okundukça gülümseticek taraflı -:p- spoiler lı bir yazı diye özetlenebilir pek tabi ki ama bence spoiler çok da kötü bir şey değil aslında. Mesela ben Indiana Jones’u hiç izlemedim. Hakkında olan tek fikrim “dağda bayırda geçen kovboy filmi gibi bir şey herhalde”. Fakat spoilerı okuyunca -ki ben daha abartı spoilerlarda gördüm- babamın arşivine burnumu sokmaya karar verdim :)
:)
Yazının giriş kısmını okudum sadece çünkü ben bu serinin hiçbir filmini izlemedim. Şimdi en baştan izlemeye mi başlayayım yoksa direk sonuncusundan mı karar veremedim. En azından bir tanesini izleyip yazıyı tekrar okuyacağım. Çünkü böyle filmlerde, yapılan eleştirilerden çok çabuk etkilenebilirim. Demişsiniz ya gözönünde bulundurmamız gereken bazı hususlar var diye işte ben o tür filmleri pek sevmiyorum. Yani sonunu tahmin edememeliyim. Beni hayal kırıklığına ya da üzüntüye sevk etmeli. Çok mu dramatik oldum :)
Mesela sevdiğim bazı filmler var tekrar tekrar izliyorum ve derseniz ki bu filmi neden tekrar tekrar izliyorsun garip biliyorum ama o bahsettiğim hayal kırıklığı ya da üzüntüyü yaşattığı için. Filmi kısa zamanda izlemeye çalışacağım. Ancak sanırım filmi sadece eğlence olsun diye izleyeceğim.
@eribol hehe kullanmış mıyım o kadar :)
Sen ikinci filmin etkisinde kalmışsın, o filmin atmosferi biraz daha basık ve karadır. Büyük çoğunluk zaten senin bahsettiğin sahne ve böcekleri hatırlar :)
@Miray, cidden hem filmden keyif aldım hem de yazıdan. Bunu da yansıtayım istedim, eğer keyif vermişsem ne mutlu bana. Her ne kadar spoiler yapsam da genelde filmlerin konularını deşmeyi pek sevmem. Çünkü film eleştirisi veya incelemesi konuyu anlatıp da onun üzerinden bir şeyler söylemek değildir. İşleniş tarzıdır önemli olan. Ancak burada ucundan anlatıverdim bir şeyler :)
@Suskun, aynen yazıda dediğim gibi kuru bir macera filmi bu. Sürpriz yok, düşündürmeye sevk etmek yok. Cipsi, içeceği alıp şöyle sıkıldığım bir gün “ne izlesem diye” düşünürken rahatlıkla tekrar tekrar izleyebileceğim türden bir film. Ama anlattığım gibi herkese hitap etmiyor. Aslında kurgusu beni şaşırtan veya film boyunca düşündüren türleri de çok severim ancak Jones serisi öyle bir yer edinmiş ki söküp atamıyorum :)