Veri transfer rekoru!

HeartsMagic - March 29th, 2006

Bu ayın 24′ünde bir grup Alman ve Japon bilim adamı bir saniyede 60 DVD’ye denk olan 2.56 terabitlik veriyi transfer etmeyi başardılar. Transferin gerçekleştiği uzaklık ise 160km. Teknoloji hızla ilerlemekte, gerçi şu an bu veriyi 1 saniyede işleyebilcek donanım mevcut değil fakat zemin hazırlaması bakımından ümit vaad ediyor.

Kaynak: http://www.gizmag.co.uk/go/5396/

Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin

Yağmur sonrası örümcek ağları…

HeartsMagic - March 24th, 2006

Çok yoruma gerek yok…











Altın Oran da Neymiş?

HeartsMagic - March 21st, 2006

Kaynak: http://www.antrak.org.tr/gazete/032005/ta2ee-1.html

Altın oran kavramı ve bu kavramın gizemi nedir diye düşündüğünüz olmuştur. Belki de bu kavramı ilk defa duymuşsunuzdur. Peki, nedir altın oran, nereden çıkmıştır, pratik hayatta kullanımı var mıdır? Doğada rastlanan bir kavram mıdır, yoksa öylesine ortaya atılmış, zorlama ve yapay bir kavram mıdır?

Matematik de diğer bilim dalları ve disiplinler gibi kötü niyetli ellerde tehlikeli bir oyuncak haline getirilebilir. Düzenbaz falcıların sudan, kahve telvesinden ya da fasulyeden gelecek öngörüleri oluşturmaları gibi, matematik de, din kitaplarından şifreler, Nostradamus manzumelerinden kıyamet günü için tarih hesapları ortaya çıkartmakta kullanılabilir. Bir bıçağı ile ekmek kesmek için kullanabileceğiniz gibi insan öldürmek için kullanabilirsiniz örneğinde olduğu gibi. Altın Oran kavramı bu tür istismarlarda da kullanılabilecek bir konu mudur? Yoksa bilimsel bakış açısıyla ele alındığında anlamlı sonuçlara ulaşmamızda faydası var mıdır, gibi soruları aklımızın bir köşesinde tutmakta fayda var. Şimdilik bu tür şüphecilikleri akıl süzgeçlerimize bırakmak ve konuyu ele almak en iyisi sanıyorum.

2004 senesi içinde yıldızı parlayan yazar Dan Brown’ın Da Vinci Şifresi isimli sürükleyici romanında işlenen pek çok alt konudan biri de altın orandı. (13. basım, bölüm 20 sf: 104-112) Diğer adıyla Fibonacci dizilimi ve Phi sayısı. Aslında tarih boyunca bilinen kullanılan Altın Oran kavramına bir kere daha dikkat çekilmesi romanın iyi yönlerinden biriydi. Konuya ilgi çekilmesi ise geniş kitlelerin binlerce yıldır bir unutulup bir hatırlanan bu kavram hakkında oluşturduğu merak ise romanın iyi yönlerinden biri olarak görülebilir şüphesiz.

Bu çalışmanın çıkış amacı, altın oran ile ilgili verileri ve bulguları mümkün olan en objektif ölçüler içerisinde ortaya koymaktır. Altın oran kavramını ileri sürerek herhangi bir ideolojik söylemi desteklemek ya da kanıtlamak gibi bir amacı bulunmamaktadır.

Çeşitli kaynaklar altın oran konusunu bu şekilde ideolojik söylemlerine destek olarak amaçları doğrultusunda kullanmaktan çekinmemişlerdir. Çalışma için yapılan araştırma sırasında bu tür kaynakların benzeri deformasyonları ayıklanmıştır.

Çalışmada deforme edilmiş iddialar yerine nesnel veri ve bulgular ele alınarak gerçeklerin ortaya konulmasına gayret edilmiştir.

Altın Oran Nedir?

Altın oran, 1 sayısına eklendiğinde kendi karesine eşit olan iki sayıdan biridir. Altın oran 1,618033…. olarak devam eden ondalık sayıdır. 1 sayısına eklendiğinde kendi karesine eşit olan diğer sayı da - 0,618033… olarak devam eden ondalık sayıdır.

Altın orana ilişkin matematik bilgisi ilk kez İ.Ö. 3. Yüzyılda Öklidin Stoikheia (”Öğeler”) adlı yapıtında “aşıt ve ortalama oran” adıyla kayda geçirilmiştir. Eldeki veriler,bu bilginin geçmişinin aslında Eski Mısırda İ.Ö. 3000 yılına kadar dayandığını göstermektedir. Grek dünyasına da Pythagoras ve Pythagorascular tarafından tanıtıldığı ileri sürülür.

Kısaca altın orana “göz nizamının oranı” diyebiliriz.

Mona Lisa
Tarihte görülebileceği gibi Sanatçılar bu özelliği kullanıp göze güzel görünen eserler meydana getirmişlerdir. Örneğin Mona Lisa tablosunun boyunun enine oranı altın oranı verir. Mona Lisa’nın yüzünün etrafına bir dikdörtgen çizdiğinizde ortaya çıkan dörtkenar bir altın dikdörtgendir. Bu dikdörtgeni, göz hizasında çizeceğiniz bir çizgiyle ikiye ayırdığınızda yine bir altın oran elde edersiniz. Resmin boyutları da altın oran oluşturmaktadır.

M.Ö. 500lü yıllarda yaşamış olan tüm zamanların en büyük matematikçilerinden biri olan Pisagor (Pythagoras), altın oranla ilgili aşağıdaki düşüncelerini dile getirmiştir:

“Bir insanın tüm vücudu ile göbeğine kadar olan yüksekliğinin oranı, bir pentagramın uzun ve kısa kenarlarının oranı, bir dikdörtgenin uzun ve kısa kenarlarının oranı, hepsi aynıdır. Bunun sebebi nedir? Çünkü tüm parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın küçük parçaya oranına eşittir.” (Eğer normal bir pentagonun AB kenarlarını içersine çizilecek bir pentagramın AC uzunluğu ile karşılaştırırsak uzunluğunu Ø = (1 + √5)/2 = 2cos(p/5) = 1.61803… olarak buluruz yani altın oran sayısı.)

Altın oranın gizeminin ne olduğunun cevabı, Fibonacci lakaplı İtalyan matematikçinin bulduğu bir dizi sayıda gizlidir. Fibonacci sayıları olarak da adlandırılan bu sayıların özelliği, dizideki sayılardan her birinin, kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır.

Leonardo Pisano ya da takma adıyla Fibonacci Kimdir?
Fibonacci
Orta çağın en büyük matematikçilerinden biri olarak kabul edilen Fibonacci İtalya’nın ünlü Pisa şehrinde kesin olarak bilinmemekle birlikte 1170 yılında doğmuştur. Çocukluğu babasının çalıştığı Cezayir’de geçmiştir. İlk matematik eğitimini Müslüman bilim adamlarından almış ve İslam uygarlığının kitaplarını incelemiş ve üzerlerinde çalışmıştır.

1201 yılında “Liber Abacci” (cebir kitabı) adında bir matematik kitabı yazmıştır. Arap rakamlarını ve bugün kullandığımız sayı sistemini Avrupa’ya tanıtmıştır. Bu kitapta, ilkokulda öğrendiğimiz temel matematik (toplama, çarpma, çıkartma ve bölme) kurallarını birçok örnek vererek anlatmıştır. Dönemi için Avrupada bilinmemekle birlikte bu kadim bilgilerin matematikte bir sıçrayış için başlatıcı etkiyi yapmış olduğunu ileri sürmek yanlış olmaz. Avrupa unutulan bilgileri Fibonacci sayesinde yeniden hatırlamıştır.

Fibonacci Sayıları: 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584,…

Fibonacci dizisinde bir sayıyı kendinden önceki sayıya böldüğünüzde birbirine belirgin şekilde yakın sayılar çıkar. Serideki 13. sırada yer alan sayıdan (233) itibaren bu sayı sabitlenir.

ALTIN ORAN = 1,618
233 / 144 = 1,618
377 / 233 = 1,618
610 / 377 = 1,618
987 / 610 = 1,618

Altın Oran (golden ratio, the golden ve divine proportion olarak da bilinen golden section), Fibonacci sayılarına ait bir özelliktir. Sanatta, doğa da hatta yaşayan organizmalar da bile görünen bu ilgi çekici oran çoğu kişi tarafından yüce bir Yaratıcı’nın varlığının ispatı olarak görülür. Yaratıcının varlığının ispat edilmesinin gerekip gerekmediği tartışmasını konu dışı olması nedeniyle bir yana bırakıyorum.

Fibonacci diziliminin genel olarak anlamı: ”Dizideki bir sayıyı kendinden önceki sayıya böldüğünüzde birbirine çok yakın sayılar elde edersiniz. Hatta serideki 13. sırada yer alan sayıdan (233) sonra bu sayı sabitlenir. İşte bu sayı ‘altın oran’ olarak adlandırılır”

Bildiğimiz p Pi sayısı gibi belli bir sıradan sonra yani 13. sıradan sonra sabitleşen Altın oran 1.61803398874989…a eşittir. Yunan alfabesinden gelen F PHi ile sembolize edilir.

İnsan bedeni

İnsan bedenine bağlı beş belirgin parça vardır. Bunlar iki kol iki bacak ve kafadır. Aynı zamanda kollar ve bacaklara bağlı el ve ayaklarda beşer tane parmak bulunmaktadır. Ayrıca yüzümüzde de dışarıya açılan 5 nokta bulunmaktadır. Bunlar iki göz iki burun deliği ve ağızdır. 5 sayısının da phi ile ilginç bir bağlantısı bulunmaktadır.

Buradaki 5 sayıları aşağıdaki şekilde bizi phi sayısına ulaştırır.

5^0.5 * .5 + .5 = Ø

İnsan İşaret Parmağı

Elinizin işaret parmağınızın şekline bir bakın. Eğer standartlar dışında bir yapısı yoksa parmağınızda da altın oranı bulabilirsiniz.

İşaret Parmağı
Şekilde işaret parmağınızın her bölümü bir öncekinden 1,618…( yani altın oranın değeri ) kadar büyüktür ve üstteki cetvele dikkat ederseniz her bölüm 2, 3, 5, 8 e yani ardışık fibonacci sayılarına karşılık gelmektedir. Şekilde pembe, yeşil, sarı ve mavi çizgiler altın oranı gösterir.

İnsan Yüzü
İnsan yüzü
Şekildeki resimde de gördüğünüz gibi kafa bir altın dikdörtgenin içinde. Kulaklar arasındaki mesafe, gözle üst dudak arasındaki, burnun altı ile çene arasındaki mesafe (resimde mavi çizgi ile gösterilmiş) hep altın oran içermektedir. Resmi incelerseniz daha başka altın oranlar da görebilirsiniz. Bunlarda sarı ve yeşil çizgilerle gösterilmiştir.

İnsan dişi
Örneğin üst çenedeki ön iki dişin enlerinin toplamının boylarına oranı altın oranı verir. İlk dişin genişliğinin merkezden ikinci dişe oranı da altın orana dayanır. Bunlar bir dişçinin dikkate alabileceği en ideal oranlardır.

Akciğerler
Ak ciğerler
Amerikalı fizikçi B. J. West ile doktor A. L. Goldberger, 1985-1987 yılları arasında yürüttükleri araştırmalarında, akciğerlerin yapısındaki altın oranının varlığını ortaya koydular. Akciğeri oluşturan bronş ağacının bir özelliği, asimetrik olmasıdır. Örneğin, soluk borusu, biri uzun (sol) ve diğeri de kısa (sağ) olmak üzere iki ana bronşa ayrılır. Ve bu asimetrik bölünme, bronşların ardışık dallanmalarında da sürüp gider. İşte bu bölünmelerin hepsinde kısa bronşun uzun bronşa olan oranının yaklaşık olarak 1/1,618 değerini verdiği saptanmıştır.

Kalp Atışları
Kalp
Arayınca altın oranı kalp atışlarında bile bulmak mümkün.

Kulağa biraz zorlama gibi gelse de ekg görüntüsünü bir kontrol edin.

Kalp bu resme göre Phi sayısına uygun atıyor ancak emin olabilmek için başka bir ekg bulup denemesi mümkün tabii.

MimariTürk mimarisi ve sanatı da altın orana ev sahipliği yapmıştır. Mimar Sinan’ın da birçok eserinde altın oran görülmektedir. Mesela Süleymaniye ve Selimiye Camileri’nin minarelerinde bu oran görülmektedir. Türk mimarisi ve sanatı da altın orana ev sahipliği yapmıştır: Konya’da Selçukluların inşa ettiği İnce Minareli medresenin taç kapısı, İstanbul’daki Davut Paşa Camisi, Sivas’ta Mengüçoğulları’dan günümüze miras kalan Divriği Külliyesi genel planlarından kimi ayrıntılarına dek altın oran kendini göstermektedir.

Yunan
Eski Yunan Uygarlığında da altın dikdörtgen birçok yapıda kullanılmıştır. Bunlardan biri de Atina’daki Partenon’dur. Partenon İ.Ö. 430 ve ya 440 yıllarında tanrıça Athena için yapılmıştır. Tapınağın orijinal planları elimizde olmasa da, tapınağın uzunluğu genişliğinin kök 5 katı olan bir dikdörtgen üzerine inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca tapınakta daha başka altın dikdörtgenler de göze çarpmaktadır (altın dikdörtgen kenarları oranı altın oran olan dikdörtgenlerdir).

Altın oran sadece Yunanlılar tarafından kullanılmamıştır. Mısır’daki Keops piramidinde, Paris’in ünlü Notre Dame Katedralinde altın oranın izlerini görmek mümkündür.

Notre Dame

Leonardo da Vinci (1452-1519) eserlerini altın orana uyarak gerçekleştirmiştir. Günümüz mimarlarının üstadlarından olan Ernst Neufert altın oranı kullanmıştır.

Altın Dikdörtgen
Dortgen
Şekilde gördüğünüz dikdörtgen biraz amatörce çizilmiş de olsa altın bir dikdörtgendir. Dolambaçlı model (meander pattern) olarak adlandırılan bu çizim doğada pek çok yerde karşımıza çıkabilir. Hatta hemen deneyebilirsiniz işaret parmağınızı kıvırın ve çıkan şekle bakın. Şekilde altın dikdörtgende ortaya çıkan altın oranı rahatça görebilirsiniz.

Parmak

Bitkiler

Ayçiçeğinde yer alan ayçekirdekleri saat yönünde 55 adet buna karşılık saat yönünün tersine 89 adet ayçekirdeği tanesi bulunur. 89/55=1.618 Sanırım artık sürpriz olmuyor J

Papatyalar da büyürlerken her dal Fibonacci serisine uyarak yükselmektedir.
Papatya

Çam Kozalakları

Çam kozalaklarında saat yönünde 5 sıra varken ters yönde 8 sıra yer alır. 8/5=1.6 sayısını verir ki sanırım bu da phi sayısına oldukça yakın bir değer.

Nautilus Pompilius
Nautilus
Evrimin ilk aşamalarından beri değişmeden aynı büyüme şeklini izleyen kabuklu deniz hayvanlarının büyüme şekilleri ilgi çekicidir. Milyonlarca yıllık fosillerde de günümüzde de karşılaştığımız bu bildik şekil deniz kabuklarının büyümeleri altın oranı karşımıza çıkartır.

İşitme ve Denge Organı

İnsanın iç kulağında yer alan Salyangoz cisimciği ses titreşimlerini beyne aktaran bir sistemin parçasıdır. Bu ilginç organımız da, altın orana uyan salyangoz yapısındadır.

DNA

DNA
DNA molekülü tüm yaşamın programını taşımaktadır. Temelinde de altın oran bulunmaktadır. Her tam turunda 34 angstrom uzunluğunda ve 21 angstrom genişliğindeki çift heliks spiral yapısı ile tabi ki altın oranı bünyesinde bulundurmaktadır. 34/21= 1.619 sayısını bulmaktadır. Malum sayımız 1.618 yani phi sayısına ne kadar da yakın öyle değil mi?

Evren

Gezegenlerin birbirlerine olan uzaklıklarından tutun da, Satürnün halkalarına hatta evrenin kendi şekline kadar phi sayısı tekrar tekrar kendini gösterir.

Yeni buluşlar göstermiştir ki evrenin şekli bir dodecahedrondur (12 yüzü eşkenar beşgenlerden (pentagon) oluşan bir yapı ki bu da temelinde phi sayısı olan bir yapı olarak kendini gösterir.

Evren

Sonuç

Altın oran ile ilgili somut birtakım veriler ve ortaya çıkan gerçek durum söz konusudur. Yazı boyunca anlatılan örneklerde neredeyse baktığımız her yerde görme imkânımız bulunan altın oran için yapılabilecek bir yorum kaosun da bir düzeninin olabileceğidir.

Gerisi ise, insanı düşünceye daldırıp, götürür.

KAYNAKLAR

http://matlab.s5.com/altin%20oran.htm
http://www.hardwaremania.com/forum/showthread.php?t=13957
http://www.antoloji.com/nedir/g.asp?terim=2462
http://www.world-mysteries.com/sci_17.htm
http://www.mathwright.com
http://goldennumber.net
http://www-groups.dcs.st-and.ac.uk/~history/Mathematicians/Fibonacci.html

http://www.cerritos.edu/jmadden/intro/Fibonacci_files/Fibonnaci%20Page.htm

ABD’de yapılan bir araştırma, özellikle dijital müzik-çalar kullanan gençlerin yarısından fazlasının işitme sorunuyla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Araştırmayı yapan, işitme sorunları konusunda uzman ASHA kuruluşunun Washington’da düzenlediği basın toplantısına katılan siyasetçiler de soruna dikkat çekti.
Araştırmaya göre, Amerikalı gençlerin yarısından fazlası işitme zorluğu çektiği için dijital müzikçalarları kullanırken sesi daha fazla açıyor. Özellikle gençlerin kullandığı iPod gibi dijital müzikçalarların işitme kaybına yol açma riskini artırdığı belirtiliyor. Geçen yıl dünya genelinde 22 milyondan fazla iPod satıldığı bildirilen araştırmaya göre, 2009′a kadar dünya genelinde kullanılan dijital müzikçalarların sayısının 1 milyara yaklaşacağı tahmin ediliyor. Uzmanlara göre, bu tür cihazları kullananlar için hem ses hem müzik dinleme süresi sorun çıkarıyor. Gençlerin müziği yüksek sesle dinlemeyi tercih ettikleri, yetişkinlerin ise daha kısık sesle ama daha uzun süre dinledikleri kaydediliyor. Ara vermeden müzik dinlenmesini sağlayan yeni cihazların piyasaya sürülmesi de uzmanlara göre işitme kaybı riskini artırıyor. Northwestern Üniversitesi tıp uzmanlarından Dean Garstecki, müzik dinlenirken sesin cihazın ses sınırının en fazla yüzde 60′ı kadar açılmasını ve bu şekilde günde en fazla bir saat müzik dinlenmesini tavsiye ediyor. Garstecki’ye göre müzik cihazlarının üretimini yapan firmalar da bu konuda önlem almak zorunda. Fransa’yı örnek gösteren Garstecki, bu ülkede 2002′den beri dijital müzikçalarların 100 desibelin üzerinde ses veremediğini, ABD’de sınırın 115 desibel olduğunu söyledi.

Kabuk mu?

HeartsMagic - March 15th, 2006

Kabuk
Kabuğunda yaşamak hayatı ne kadar kolaydır değil mi? İnsanların sel misali akıp gittiği hayatın bir köşesinde sessiz, sakin, durağan bir nehir gibi öylesine salınıp gidivermek. Ne etlisine ne sütlüsüne karışmak. Aslında bir kabukta geliriz şu yaşlı kainata. İlk durağımız ana rahmidir, kabuğumuz orasıdır ilkin. Zamanı gelip de kabuğumuzdan sıyrılınca, bize tüm güzelliğiyle göz kırpan hayattan ürker olacağız ki genelde ağlarız. Sonra çocukluk başlar bir başka kabuk misali. Yarı idrakli, yarı idraksiz hayatı sürdürürüz. Sonra gençlik, olgunluk, yaşlılık. Hepsi birer kabuktur. İnsan birinden çıkar diğerine giriverir. Son kabuk ise hayatın son bulması, yani ölüm ile kırılır.

İşte fark buradadır insanlar arasında. Kimileri kabuğunda rahattır, hiç bir gayret göstermez hayat namına. Bir sonraki kabuğa geçmek onlar için yeterlidir. Arkada bırakacakları hiç ama hiç umurlarında değildir. Nasıl olsa hayat devam ediyor bir sonraki kabuk onları bekliyordur. Onlar için bu keşmekeşliğin arasında rahat bir hayat her şey demektir. Üretmek, paylaşmak, paylaştığıyla mutlu olma olgusu hiç ama hiç akıllarından geçmez. Sonra son kabuk kırılır, arkada kalan, boş, kimsenin hatırlamayacağı, anlamsız bir yaşam olacaktır.

Diğer tarafta başka türlü insanlar vardır. İçinde bulunduğu kabukta bir türlü rahat durmayan, sürekli üreten, ürettiğini paylaşan, paylaştıkça diğerlerine nazaran mutlu olanlar. Sanki onlar bir sonraki kabuğu şimdiden görür gibidirler. Onun için bir taraftan hazırlık yaparlarken diğer taraftan içinde bulunduğu kabuğun anlamını sonuna kadar anlamış, bu yüklendiği anlamın bilincinde olarak hayatını sürdürenler.

Şimdi bakmak lazım, biz hangi kabuklulardanız. Ya da hangi kabuklu olma yolundayız.

Pardus incelemesi

HeartsMagic - March 12th, 2006

Aradan bir hayli zaman geçmesine rağmen aklımda olan bir şeyi yapamamıştım; Pardus kurup bir göz atmak. Geçenlerde bu niyetim için ISO’yu indirdim. Bir miktar diskte bekledikten sonra sonunda kurulum yapmayı başardım, başarmak sadece vakit kıtlığını yenmekle alakalı bir durum oldu zira, kurulum son derece kolaydı.

İlk olarak kurulumdan bahsedersek, herkesin söylediği gibi bir hayli kolay olmuş. Her şey açık seçik ortada. Tek olumsuz yön, diski kendisinin yeniden boyutlandıramaması ki bu kadar kolaylığın arasında insan onu da koymuşlardır diye bekliyor. Bir iki fare tıklamasından sonra (konsol monsol gördüğünüz yok, insan bir garip oluyor) tek CD olduğu için yaklaşık 20 dk içinde kurulum bitiyor. Ortalama bir bilgisayar kullanıcısı azıcık tarifle sanırım bu Pardusu kurabilir. Beğenmediğim bir nokta da paket seçimi yapamıyor olmamız. “Zaten tek Cd, ne seçecektik” demeyelim, mutlaka ihtiyacımız olmayan bir şeyler olabilir. Son kullanıcı düşünülür ancak bu kadar düşünmek de fazla açıkcası.

Kurulum kadar kolay olan bir şey varsa o da Pardusu kullanmak olsa gerek. Çok açık ifade edebiilrim ki aşırı derecede kolaylaştırma çabası görülmekte ki bu da niyetlenen şeyin ta kendisi olsa gerek. Her şey son kullanıcının emrine amade, armut piş ağzıma düş olmuş. Zaten donanım konusunda hiç bir sıkıntı olmamakta. Ne var ne yok tanıdı sistem. Wireless’da buna dahil. Gerçi donanımlarımı diğer dağıtımlar da en az bu kadar kolay tanıyorlar ancak az da olsa bir iki ayar gerektirmekte. Bunda ise o da gerekmedi. Açtım kullandım.

Bu Tasma beklediğim kadar detaylı bir şey çıkmadı. Sanırım bunun sebebi de son kullanıcının kafasını karıştırmaktan korkmaları olsa gerek. İşte bu gibi detaylar yüzünden Pardus asla ileri Linux kullanıcılar için bir dağıtım olmayacaktır. Zaten genelde ileri düzey kullanıcılar bu gibi yapılandırma araçlarını kullanmazlar, bir de bu kadar kısıtlı olması tam bir dezavantaj.

Tembellğime geldiği için Pisi ile hiç uğraşmadım. Kendi paket güncelleyicisi ve kurucusunun arabirimine göz attım. Ancak paket kıtlığı o kadar fazla ki (belki işin başında oldukları için makul karşılanabilir) onunla da fazla vakit geçirmedim.

Şu bir gerçek ki, Pardus ilk defa Linux kullanacaklar için birebir, ancak biraz işi öğrendikten sonra kesinlikle bir linuxcuyu kesmeyecektir. O vakte kadar antrenman sahası olarak kullanılabilir. He,arada tembeller çıkıp ben böyle rahatım da diyebilirler, orasını bilemem. Şu an için diğer takımdan adam kapmak için kullanmaktayım Pardusu. İki kişinin aklını çekip, kullandırmaya başladım bile. İlerde yanlarına uğrayıp daha kallavi bir dağıtım kurma planlarım var :-)

Çok da detaya ihtiyaç duymadım zira etrafta bir çok inceleme mevcut. Ben kendi gözümden özet geçmek istedim.