Mutfaktaki şirin faremiz: Ratatouille (Ratatuy)
Pixar yine yaptı yapacağını ve seyrine doyum olmayan bir film çıkarttı karşımıza. Aylar önce sinemalarda reklamını gördüğümde zaten anlamıştım bu sevimli farenin (baksanıza ne kadar da şirin duruyor) büyük başarı yakalayacağını. Kendisi sevimli sevimli olmasına, ancak asıl icraat biraz da konu da yatmakta; mutfakta yemek yapan bir fare, hem de oldukça başarılı! Düşünsenize bir kere, ortalığın ne kadar evlere şenlik olacağı insanın zihninde hemen beliriyor, o an şimşek çakıyor yani. Hal böyle olunca ve de Pixar diğer yapımlarında olduğu gibi bu filmini de özene bözene hazırlayınca ortaya defalarca seyredilebilcek güzellikte bir film çıkmış. Bu sadece benim görüşüm de değil, izleyen kime sorsam film hakkında aynı yorumu yapıyor, ayrıca imdb’deki yerine bakınca da ne demek istediğimi anlarsınız. 26bin küsür oyla şu an ilk 250 film sıralamasında 79. sıraya yerleşmiş bile. Sanırım Pixar‘ın IMDB’deki en iyi sıralaması bu. Aryıca film Rottentomatoes ve Metacritic‘de de almış başını yürümüş. Kısacası sinema camiası Ratatuy’u sevdi. Peki nedir bu kadar sevilme nedeni?
Yazının devamını okuyun »
Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin
Otizm, düşündürdükleri ve bir başarı örneği: Bae Hyung-jin
Yaklaşık bir hafta önce bir yazı geçmiştim burada. Bizim için küçük ancak aslında içinde kocaman bir dünya barındıran bir yardım hikayesiydi bu. İnsanların elinden tuttuğunuzda nasıl da işlerin tersine dönebileceğinin, belki de yaşlı dünyamızdaki en güzel başarı örneklerinden birisiydi. Bunun üzerine yanda afişini görmekte olduğunuz Marathon filmini izledim, dokundu! Filmde Otistik bir gencin, verilen destekle neler başarabildiği dokunaklı bir şekilde anlatılmakta. Kendisi bir Kore yapımı ve zirveye oynamasa da sade ve başarılı bir iş çıkartılmış. Bir film inceleme yazısı değil bu, nereden eserse o tarafa yazmak istedim. Bu nedenle de belki Otizmi bilmeyenlerimiz için az biraz bilgi aktarmaya çalışayım.
Hayattaki Seçenekler
Hem e-postama düştü hem de bir kaç yerde gördüm. İnsanı düşündüren, hayatı tekrar muhakeme etmesini sağlayan güzel ve dokunaklı bir yazı. Ne yazık ki hiçbir yer kaynak belirtememiş.
Ne yapardınız? Kararı siz verin. Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok. Yine de okuyun.
Sorum şu: Aynı kararı siz verir miydiniz?
Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul için bağış toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula ve kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu:
“Dışarıdaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa her şeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gerekenler şeyler nerede?”
Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.
Baba devam etti. “Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zekâ engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.”
Ve sonra aşağıdaki hikâyeyi anlatmaya başladı:
Yazının devamını okuyun »
Kaynak karmaşası
İnternet garip bir ortam, bazen neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremiyor insan. Son zamanlarda cevabını bulamadığım bir durum var. Acaba internette her bulduğumuz, kullandığımız yazının kaynağını vermeli miyiz? Ya da birileri sizin yazınızı/yazılarınızı kaynak göstermeden kullansa ne olur, ne kadar sorun olur?
Benim tarafımdan cevabı belli. Her bulduğum, kullandığım yazının, kitabın kaynağını mutlak surette göstermeye, aktarmaya çalışıyorum. Meseleye klasik Türk forumlarındaki “emeğe saygı” lafazanlığına bağlamak istemiyorum zira bu gibi ibareler beni hep kendisinden soğutmuştur. Klasik forum ağzı olarak hiçbir anlam içermeyen, alt alta yazılmış “teşekkür”, “emeğe saygı” yorumları çok garibime gitmiştir her zaman. Mesele daha çok ahlaki olarak beni rahatsız etmekte, doğru bulmuyorum yapılan şeyi. Kimse yazıdan ötürü (beğenir veya beğenmez) teşekkür etmek, yorum da bulunmak zorunda değil. Zaten yazılar teşekkür için yazılmaz, gayet açık olarak insanlara bir şeyler aktarmak, eğer becerilebiliyorsa öğretmek için yazılır. Teşekkür güzel olsa da gerekli değildir, zorla teşekkür bekleyen de zaten meseleyi yanlış idrak etmiş, yaptığı işi ilgi görmek, teşekkür beklemek için yapmış demektir. Ancak başka bir yerde kullanılan bir yazınınızın kaynağının belirtilmemesi (kasıtlı veya değil) insana garip geliyor. Şimdi, bütün bunlar nereden çıktı gibi bir soru gelebilir akıllara. Uzun zamandan beri olan bir hadise ancak son zamanlarda daha da sık karşıma çıkyor. Zamanında yazıp/derlemiş olduğum “Centrino nedir” yazısı sağda solda karşıma çıkar oldu. Gidip sorduğumda kimi yer hiddetle kimi yer ise ılıman bir şekilde karşılıyor kaynak gösterme meselesini. Hatta öyle durumlar gördüm ki, yazının kaynağını bana başka bir ikinci site olarak gösterenler bile oldu. Komik bir durum, ilk alan yer kaynak göstermemiş, oradan araklayan yine kaynak göstermemiş ama sıkıştırınca orayı söylüyor. İşte bu noktada kendi kendime soruyorum acaba değer mi? Gidip sormak cidden gerekli mi? Yukarıda bahsettiğim “Teşekkür güzel olsa da gerekli değildir, zorla teşekkür bekleyen de zaten meseleyi yanlış idrak etmiş, yaptığı işi ilgi görmek, teşekkür beklemek için yapmış demektir” izahatının ikileminde kalıyorum. Acaba yaptığım şey bu mu? Diğer taraftan ise insanlarımızın her meselede olduğu gibi bu meselede de duyarsız olmasını içime sindiremiyor, durumu anlatmak gerekir diye düşünüyorum. Her şeye rağmen ne tarafta olduğum belli. Tekrar dile getireyim; teşekküre, onaylamaya, beğenmeye gerek yok ancak yazı kullanılıyorsa biraz ahlaki davranmak gerekir.
Bilmiyorum ne kadar doğru? Yoksa bu konuda beni eleştirenlerin dediği gibi bir “kaynak avcısı” mıyım? Altı üstü kıçı kırık bir yazı :)


