Allah müstahakınızı versin Lost ekibi :)

HeartsMagic - Haziran 1st, 2008

Bugüne kadar yazmadım çizmedim. Etrafta zaten yeterince yazılmışı çizilmişi vardı, bir de ben yazsam ne değişecekti ki sanki. Hem yazmayla çizmeyle kendisini henüz izlemeyenlere bir şey anlatmanın imkanı var mıydı? Misal:

Lost fanatiği şahıs: “Abi Lost‘u izliyor musun?”

İzlemeyen şahıs: “Yoo”

LFŞ: “Nasıl yani! Nasıl olur abi, izlenmez mi, hayatımda izlediğim en iyi, en heyecanlı dizi!”

Altı üstü bir dizi diye düşünen bu bahtsız (ya da bahtı açık mı diyelim) şahıs haliyle sorar:

İŞ: “İzlemiyorum ya işte, ne ki konusu, nasıl bir şey”

LFŞ: “Şimdi bir grup insan var, uçak var, ada var, eee, şeyy, düşüyorlar işte, sonra garip şeyler oluyor, mm, hmm, ya sen en iyisi izlemeye başla, hatta ben sana üç sezonu tamamen vereyim”

İki gün sonra olası muhabbet şu şekilde gerçekleşir:

Artık izleyen şahıs: “Ulan Allah müstahakını versin, felç ettin lan 2 günümü. 2 günde 3 sezon nasıl izledim bilmiyorum. ”

LFŞ: “Ya bırak sen onu şimdi, tabuttaki kim tabuttaki?”

AİŞ: “Kesin Locke abi bak gör, bir ihtimal de Sawyer”

…..

Ne anlatılacak ki :) İzleyenler bile birbirini yiyorlar olaylar şöyleydi, hayır böyleydi diye. Haliyle izleyenler beni anlıyorlardır, izlemeyenler de üzülmesinler :) Neyse ben konuya döneyim. Lost dizisi 4. sezonu tamamladı efendim. Geç de olsa izledim -Lost için 1 günlük fark geç sayılır :) - Duygulandık yahu. Az yüreklerimize su serpildi ama tenimizi kavuran kızgın güneşi düşündüğümüzde o serpilen su bizi ferahlatamadı. (Lost izlemeyenler, hiç kasmayın anlayacağız diye :D) Bu senarist kişiler işlerini biliyorlar. Özellikle sen J.J. Abrams, alacağın olsun. Bak sana söylüyorum dizi bittiğinde 6 sezonun DVD’sini alıp kare kare açık arayacak benim bildiğim bilmem kaç kişi var, dünya genelini düşünemiyorum bile. Tamam ufak detayları hepimiz mazur görürüz ancak temel konuda bir çatlak olursa iki elimiz yakanda. Genelde pek uğrak yerim olmayan ekşiye bir bakayım dedim Lost için, iyi ki bakmışım. Bol bol güldüm, yazının başlığı da oradan esinlendi zaten. Kafayı sıyıran giydirmiş Lost ekibine :) Ben az yumuşattım tepki cümlesini. Gidin okuyun. Şöyle 232. sayfadan başlayın final yorumları için, sona gelene kadar hem gözünüzden kaçanları fark eder, hem fikir alır, hem de bol bol gülersiniz.

Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin

Flash haber: NASA’ya kaynağı bilinmeyen cevap

HeartsMagic - Şubat 7th, 2008

NASA’nın tüm uzaya Beatles’ın Across The Universe şarkısını yayımlamasından sonra çok ilginç bir gelişme oldu. NASA yetkililerinin belirttiğine göre kaynağı bilinmeyen bir yerden kendilerine dün sabah USA saatiyle 06:66′da karşılık olarak Rolling Stones’un Sympathy For The Devil isimli şarkısı ulaştı. İlk şaşkınlığı atlatan yetkililer kaynağı tespit etmek için çalışmalara başladı. Şu ana kadar sonuç alınamadığını belirterek, kaynağını bilmedikleri bu yayının nasıl ellerine bu kadar çabuk ulaştığını, grup olarak neden Rolling Stones ve şarkı olarak Sypmathy for The Devil seçildiğini, tam olarak 06:66′da nasıl kendilerine ulaştığını düşünmekteler. Açıkça söylemeseler de düşündükleri en büyük olasılık: Uzaylılar! Yetkililer şu an itibariyle şarkının anlamını çözmeye çalışıyorlar.

Eve isterim bundan bir tane: Liger

HeartsMagic - Ocak 16th, 2008

LigerAslında başka bir şeyler karalayacaktım fakat sevgili Ahmet‘in paylaştığı yazılar arasında bu şirin yaratığı görünce dayanamadım. Kendisi Bildirgeç‘ten paylaşmış konuyu fakat daha önce Hafif‘te Kaslan başlığı ile yayımlanmış; hatta bir de tartışma çıkmış ortaya şehir efsanesidir değildir diyerek. Tabi ki şehir efsanesi değil. Zaten oradaki yorumları az takip ederseniz, bu hayvanların gerçekliğini ispata kalkan arkadaşın ne kadar doygun örnekler verdiğini, şehir efsanesi olduğunu iddia eden arkadaşın ise ne kadar yavan örneklerle geldiğini fark edeceksiniz. Neyse biz dönelim konumuza. Bu liger denen kedicikten benim haberim yoktu. Cahilliğime verin efendim, katırdan başka melezler olduğunu bilsem de özellikle liger’dan haberim yoktu. Ha, başkaları yok mu? Elbette var, bakınız tigon, leopon ve diğer başkaları. Fakat liger biraz daha ön plana çıkıyor ve günümüzde daha yaygın. Yaygın dediğime bakmayın, bu kedicikler insanoğlunun gözetiminde erkek aslan (lion) ve dişi kaplan’ın (tiger) çifteleşmesiyle dünyaya getirilmekte. 19. ve 20. yüzyıllarda tigon’lara daha sık rastlanıyormuş ancak şu an için liger’lar daha ön planda. Peki nedir bu kediyi bu kadar ünlü ve ilginç kılan? Elbette şu an için dünyanın en büyük kedisi olması diyebiliriz. Melez özelliklerini taşımakta kendisi doğal olarak. Hem anasından hem babasından almış bazı şeyler. Her melez gibi kısır, üreyemiyor yani. Zamanında sirkler veya hayvanat bahçeleri için bir araya getirilmiş aslan ve kaplandan kazayla ortaya çıkan bu melezler günümüzde bazı araştırmacılar veya bilim adamlarının elinde dünyaya getirilmekteler. Yapılarında büyümeyi önleyici bir gen olmadığından bu sevgili kedicikler yukarıdaki resimden de anlaşılabileceği üzere bir hayli büyümekteler. Tabi hayatları çok uzun olmuyor sanırım. Ayrıca doğal ortamlarda yaşayamıyorlar, kendilerini dünyaya getiren kişiler tarafından hayatları idame ettirilmekte. Lafı uzatmayayım efendim, daha fazla bilgi isteyenler yazının girişinde verdiğim Wikipedia’nın ilgili başlığına bakabilirler.

Kedileri sevdiğimi beni tanıyanlar bilir. İstiyorum bu kedicikten bir tane. Sevgili bilim adamı amca, adresimi göndersem kargoyla gönderir misin :)



Beşiktaş’a neler oluyor?

HeartsMagic - Kasım 8th, 2007

bjk.jpgYazının girişinde hemen belirtmek isterim ki asla bir fanatik değilim. Futbol takımı desteklemeyi sınırlar dahilinde severim. Takımım yendiği zaman sevinir, yenildiği zaman üzülürüm ancak yenilginin bu oyunun bir parçası olduğunu, bir yenilen olmazsa yenenin de olmayacağını bilecek kadar meseleyi idrak etmiş birisiyim. Kaldı ki bunu herkesin idrak edebilmiş olması gerekir diye düşünür, edemeyenleri de uzaktan garip garip izlerim. Bu nedenlerden ötürü takımım yenildiği zaman öyle hemen birilerini suçlamam, olabilecek şeyler derim, bir sonraki maçı yine keyifle izlemeye çalışırım. Hatta bir sene boyunca dahi takımım kötü oynasa yorumum “her takımın başına kötü bir teknik adam ya da kötü bir idare geçebilir” olur, seneyi beklemeye çalışırım. Çünkü bunlar olağan şeylerdir. Dünya üzerindeki büyük kulüplere bakarsak büyük çoğunluğunun ara ara sıkıntılı dönemlerden geçtiğini görürüz, hatta görüyoruz. Ancak birkaç senedir Beşiktaş için olan şeylere baktığımızda ben bile isyan bayraklarını çekmiş durumdayım, özellikle 8-0′lık! Liverpool maçından sonra.

Hep Beşiktaş’ın o “deli dolu” taraftarından bahsederiz: Çarşı. Evet bugüne kadar ne yağmur çamur, ne kış kıyamet, ne kötü oynanan futbol, ne rakibin büyüklüğü ne de bir başka olumsuzluk Çarşı’nın önüne geçemedi. Hemen burada şunu eklemek istiyorum ki Çarşı denilen grubun tamamını tasvip etmiyorum, çok dengesiz olayların da ortaya çıktığını gördüm. Ancak takım desteği dendiği zaman Türkiye’de bu bir kabuldür ki Çarşı tartışmasız bir numaradır. Dediğim gibi yaptıkları her şeyi tasvip etmesem de onlar bugüne kadar takımın gidişatını önemli ölçüde etkileyen bir gruptu. Hatırlayın ki Süleyman Seba’yı bile baskı sonucu sindiren onlardı, istenmeyen oyuncuları dışlayarak yedek kulübesine hapseden, kulüp ve camia istemese bile bir oyuncuyu bağırlarına basan da onlardı. Kısacası onlar hep aykırı bir grup olmuştu. Ta ki bu yönetime kadar!

Evet, bu yönetime kadar nedense işler kötü gittiği zaman tribünlerden “yönetim istifa” seslerini duymamız an meselesi olurdu. Bazıları hoşnutsuzluğu anlar ve kendine çeki düzen verirdi. Ha, saman altından su yürüten yine yürütürdü, bu bizim ülkemizin ve futbol kulüplerinin değişmeyen bir kanunu ancak durum hiç bugünkü kadar vahim olmamıştı. Takım hallaç pamuğu gibi dağılmış gidiyor, yönetim başa geldiğinden beri liderlik nedir görülmemiş, doğru dürüst icraat olmamış, borç her geçen gün artmış, iyi oynanmayan bir futbol var (sadece şu an değil) ancak Çarşı hala gık demiyor.

Hemen buradan işi yönetime bağlayalım. Dediğim gibi yönetimin doğru dürüst bir icraatini görmedik, son derece pasif bir idare var, sadece arada bir laf gevelemeyi biliyorlar. Doğru dürüst bir icraatleri olmadığı gibi son zamanda Sinan Engin gibi bir uzmanı! da takıma menajer olarak getirip son derece başarılı! bir işe imza attılar. Düşünün ki bu uzman Liverpool maçından sonra çıkıp hala son derece basiretsiz açıklamalar yapabiliyor. Örneğin: “Biz derbiyi tehir etmek isterken işte bunun için istemiştik” “Bu takıma daha çok yarar sağlayacak futbolcular alacağız”. Sayın Engin o çok yönlü basiretinizi kullansaydınız da bu akşam, derbide oynadığınız Fenerbahçe eğer yenerse ne derim diye bir tasavvur etseydiniz. Fenerbahçe bu akşam çıktı, son derece güzel top oynadı ve kazandı. Demek ki olayın derbiyle falan alakası yok, o konuda lagaluga yapmaya gerek de yok. Futbolcu alımı kısmına gelince, adama sormazlar mı “aklınız bugüne kadar neredeydi?” diye.

Bütün bunlara ilaveten sorulacak soru şudur: Sinan Engin kimdir? Ne iş yapar? Böyle bir hezimetten sonra bu basiretsiz açıklamaları yapmak ona mı kalmıştır? Bu takıma yararı nedir? Yoksa zararı mı vardır? Büyük sitelerde yapılan anketlerin olumsuz kısımlarında neden yönetimle beraber kendisinin ismi hep zirvededir?

Çarşı neden hala susuyor? Susmakla da kalmayıp hala neden destekliyor? Yönetim neler yapıyor? Sayın Demirören kendi şirketlerini örmeye devam ederken Beşiktaşın başına çorap mı örüyor?

Biliyorum bu soruların cevabı verilmeyecek ve biz yine beklemeye devam edeceğiz. Dediğim gibi asla bir fanatik olmadım ancak asla Beşiktaşı bugünkü gibi hallerde de görmemiştim. Neredesiniz “Metin-Ali-Feyyaz” diye bağıran seyirci topluluğu….

Kaynak karmaşası

HeartsMagic - Ağustos 1st, 2007

İnternet garip bir ortam, bazen neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremiyor insan. Son zamanlarda cevabını bulamadığım bir durum var. Acaba internette her bulduğumuz, kullandığımız yazının kaynağını vermeli miyiz? Ya da birileri sizin yazınızı/yazılarınızı kaynak göstermeden kullansa ne olur, ne kadar sorun olur?
Benim tarafımdan cevabı belli. Her bulduğum, kullandığım yazının, kitabın kaynağını mutlak surette göstermeye, aktarmaya çalışıyorum. Meseleye klasik Türk forumlarındaki “emeğe saygı” lafazanlığına bağlamak istemiyorum zira bu gibi ibareler beni hep kendisinden soğutmuştur. Klasik forum ağzı olarak hiçbir anlam içermeyen, alt alta yazılmış “teşekkür”, “emeğe saygı” yorumları çok garibime gitmiştir her zaman. Mesele daha çok ahlaki olarak beni rahatsız etmekte, doğru bulmuyorum yapılan şeyi. Kimse yazıdan ötürü (beğenir veya beğenmez) teşekkür etmek, yorum da bulunmak zorunda değil. Zaten yazılar teşekkür için yazılmaz, gayet açık olarak insanlara bir şeyler aktarmak, eğer becerilebiliyorsa öğretmek için yazılır. Teşekkür güzel olsa da gerekli değildir, zorla teşekkür bekleyen de zaten meseleyi yanlış idrak etmiş, yaptığı işi ilgi görmek, teşekkür beklemek için yapmış demektir. Ancak başka bir yerde kullanılan bir yazınınızın kaynağının belirtilmemesi (kasıtlı veya değil) insana garip geliyor. Şimdi, bütün bunlar nereden çıktı gibi bir soru gelebilir akıllara. Uzun zamandan beri olan bir hadise ancak son zamanlarda daha da sık karşıma çıkyor. Zamanında yazıp/derlemiş olduğum “Centrino nedir” yazısı sağda solda karşıma çıkar oldu. Gidip sorduğumda kimi yer hiddetle kimi yer ise ılıman bir şekilde karşılıyor kaynak gösterme meselesini. Hatta öyle durumlar gördüm ki, yazının kaynağını bana başka bir ikinci site olarak gösterenler bile oldu. Komik bir durum, ilk alan yer kaynak göstermemiş, oradan araklayan yine kaynak göstermemiş ama sıkıştırınca orayı söylüyor. İşte bu noktada kendi kendime soruyorum acaba değer mi? Gidip sormak cidden gerekli mi? Yukarıda bahsettiğim “Teşekkür güzel olsa da gerekli değildir, zorla teşekkür bekleyen de zaten meseleyi yanlış idrak etmiş, yaptığı işi ilgi görmek, teşekkür beklemek için yapmış demektir” izahatının ikileminde kalıyorum. Acaba yaptığım şey bu mu? Diğer taraftan ise insanlarımızın her meselede olduğu gibi bu meselede de duyarsız olmasını içime sindiremiyor, durumu anlatmak gerekir diye düşünüyorum. Her şeye rağmen ne tarafta olduğum belli. Tekrar dile getireyim; teşekküre, onaylamaya, beğenmeye gerek yok ancak yazı kullanılıyorsa biraz ahlaki davranmak gerekir.

Bilmiyorum ne kadar doğru? Yoksa bu konuda beni eleştirenlerin dediği gibi bir “kaynak avcısı” mıyım? Altı üstü kıçı kırık bir yazı :)

Burçlardan Çin Burcu

HeartsMagic - Haziran 15th, 2007

Efendim beni tanıyanlar bilirler aslında, öyle burçlarla, astrolojiyle falan pek alakam yoktur. Kendi burcumdan başka diğer aylar hangi burca tekabül eder ondan bile bihaberimdir. Hergün gazetelerde çarşaf çarşaf yayımlanan “bugün iş hayatınız şöyle olacak, aşk hayatınız böyle olacak, şöyle paralanacaksınız, böyle sevineceksiniz” gibi ıvır zıvıra hiçmi hiç inanmam. İnanan varsa beri gelsin zaten. Ancak insanlar açısından doğum yıllarına ve aylarına göre karakter şekillenmesine bir miktar itibar ederim. Örneğin şu tarih şu ayda doğanlar sert mizaçlıdır, diğerleri naifdir, şunlar kararlıdırlar, bunlar hırslıdırlar gibi. Onların da ne kadar doğru olduğundan şüphem var. Şimdi, böyle bir giriş yazısından sonra ağzımdaki baklayı çıkartayım. Geçenlerde bir arkadaşım şura ‘dan beni haberdar etti. Kısaca Çinli dünya insanının kendince yorumladığı burçlarmış bunlar. Şöyle bir bakayım dedim, benim tevellüd neye denk geliyormuş. Sonuç: Maymun.
Yazının devamını okuyun »

Ses vereyim

HeartsMagic - Şubat 17th, 2007

Evet vatani vazifemi yaparken dar vakitte bir şeyler karalamış olayım diye bu yazıyı yazıyorum. Sağolsun arkadaşlar soruyor yazmayacak mısın diye. İnsanın pek yazası gelmiyor şu anki durumda :D

“Anlatması güç, yaşamak lazım” klişe lafını pek sevmezdim ancak ne yazık ki gerçekmiş. Yazmayla bitecek bir şey değil bu mesele. Kısaca özetleyecek olursam; Ankaradayım,yazıcıyım,bilgisayar başındayım! Kolay gibi görünebilir ancak oldukça yoğunum. Bir de üstüne nöbetti, spor denetlemesiydi, pentatlondu,3 bin metreydi gibi şeyleri katarsam askerliğini yapanlar beni anlayacaklardır.

Vel hasılı kelam, ben ses vereyim istedim, belki yankı yapar!

Kolaysa uçurun

HeartsMagic - Kasım 27th, 2006

Şurada bahsettiğim oyun pek sevilmişti. Şimdi de eğer kendinize güveniyorsanız bir başka oyun tavsiye ediyorum. Minik bir helikopteri uçurmaya çalışıyorsunuz. Oynaması basit: farenizin sol tuşuna bastığınız sürece yükselen, bıraktığnızda irfita kaybeden bir helikopteri, bloklar arasında uçurmaya çalışıyorsunuz Çocukluğumun, yani 1980′lerin ortalarının atari oyunlarından esinlenerek hazırlanmış bir Flash oyunu, buyurun:

http://www.seethru.co.uk/zine/south_coast/helicopter_game.htm

Bu da ilk günkü rekorum, ilerletirsem güncellerim :-)

Kolaysa dengeleyin

HeartsMagic - Ekim 19th, 2006

Efendim, http://www.zanorg.com/prodperso/jeuxchiants/doublejeu.htm adresindeki oyuna denk geldim, bir kendimi sınayayım dedim. Ufak tefek bir oyun ama adamı deli etmeye yetiyor. Bir 30dk uğraştıktan sonra kişisel rekorumu daha fazla geliştiremeyeceğimi anladım ve pes ettim. Sonuç: 36.785 saniye. Aşağıda da görebilirsiniz, eğer denemek istiyorsanız yapmanız gereken yukarıdaki adresi ziyaret etmek.

İşte rekorum :)

Güncelleme oldu, rekor biraz daha yükseldi:

Yeni rekor :)

Zeki Beşiktaşlı

HeartsMagic - Ağustos 25th, 2006

Bugün itibariyle e-postama düşen ve çok hoşuma giden fıkrayı, büyük bir memnuniyetle aktarıyorum :)

Bir BJK’lı, bir Fener´li ve GS´li Arabistan’da yasak olmasına rağmen bir otelde içki içerken yakalanırlar, mahkemeye çıkarılırlar.
Karar İDAM!
İtiraz ederler ve karar ömür boyu hapis cezasına çevrilir.
Ama o gün bayrama denk geldiği için Prens Hazretleri cezayı kaldırıp hepsine 20 kırbaç ceza verir.
Bizimkileri sempatik bulduğu için de bir kıyak daha yapıp herkese cezasını hafifletmek için bir istek hakkı tanır.
GS’li: “Sırtıma bir yastık bağlayın” der. 10 kırbaçtan sonra yastık paramparça olur ve pek fayda etmez.
Uyanık Fener´li bunu görünce: “Sırtıma iki yastık bağlayın” der.
Ama iki yastık bile 10 kırbaca dayanmaz.
Sıra BJK’lıya gelince Prens Hazretleri: “Bak BJK’lı sana acıdım. Bu yıl ligde durumunuz kötü, teknik direktörlerden çektiniz vs. vs…
Bu yüzden sana iki istek hakkı veriyorum” der…
BJK’lı : “O zaman bana 40 kırbaç vurulsun” der .
Herkes şaşkına döner.
Prens Hazretleri: “Peki ikinci isteğin nedir?” diye sorar…
BJK’li pis pis sırıtarak: “Fenerliyi sırtıma bağlayın” der.