Bir de nankör derler…
Görmeyen vardır belki…
Tanıdık geliyor sanki bir yerlerden?
Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin
Casus-2 :)

Fırın/balkabağı…
Heartsmagic.net bir icanhascheezburger fanatiğidir.
Casus :)
Huzursuz bacak sendromum
Hastalığımın ismini yazarken bile gülesim geliyor ancak yapılacak bir şey yok, verilen isim böyle. Bir süredir (tam olarak ne kadar olduğunu hatırlamıyorum), özellikle de geceleri yatarken bacaklarımda bir rahatsızlık hissediyordum. Fakat tarifi güç bir rahatsızlıktı bu. Hareket ettiğimde çoğunlukla geçen, geçmediği takdirde ise beni uyutmayan türden. Bir süre önce öğrenmiş bulunuyorum ki bu bir hastalıkmış ve ismi de “huzursuz bacak sendromu”ymuş. Arkadaşlarımdan birisinde bu hastalık olmasa, tarifini yapmasa inanın öğrenme imkânım olmazdı. Gerçi arkadaş tarif ederken bile manidar cümleler kuramadı :) Fakat ikimizde de aynı rahatsızlık olunca anlaşmakta güçlük çekmedik.
Öğrendikten sonraysa araştırmaya giriştim. Gördüm kü çok yaygın bir hastalıkmış (Dünya genelinde %10, bizde %3-4 civarı). Muhtemelen bu satırları okuyan bazılarınızda da mevcuttur, ancak hastalık olduğunu bilmiyorsunuzdur. Bu hınzır hastalık öyle bir şey ki, genelde dinlenirken veya çoklukla geceleri saldırıya geçiyor. Tam uykuya dalmak üzereyken bacaklarda tarifi pek kolay olmayan bir rahatsızlık baş gösteriyor. İnsanlar genelde karıncalanma, ürperme, kaşınma, ezilme, acıma, gıdıklanma ifadelerini kullanıyorlar ki inanın bu çok normal. Zira hayatta yaşadığımız diğer acılara veya rahatsızlıklara pek benzemiyor bu meret. Fakat iki tane hasta yan yana gelince çok iyi anlıyorlar birbirlerini. Geçici çözümü bacakları hareket ettirmek. Benim için genelde sıcak olduğunda baş gösteriyor bu. Battaniyenin altından bacaklarımı çıkarıp, bir miktar sallayarak veya hareket ettirerek çözüyorum meseleyi -çok mu özel oldu :) – Fakat hastalık bende başlangıç düzeyinde olabilir, gördüğüm kadarıyla daha vahim vakalar da var. Örneğin gece boyunca uyuyamayanlar.
Hastalığın kesin nedeni henüz bilinmiyor. Genetik olabilir diyen de var, beyindeki -:)- dopamin dengesizliği, sinir, stres,depresyon vs. gibi nedenler sayan da, ancak kesinlik yok. Tedavisi var mı? Var. Çok boş boğazlık etmek istemiyorum, bir iki bağlantıya yönlendirerek bu yazıyı tamamlayalım. Temennim yaşım ilerledikçe hastalığın şiddetini arttırmaması. Eğer varsa benim gibi mustarip kişiler, şimdiden kendilerine şifa diliyorum :)
Yapamayacağımı düşündüklerim
1. Buraya artık eskisi kadar yazı geçemeyeceğim. Zaten uzun süredir tek tük yazıyordum, bundan sonra da fazla değişeceğini sanmıyorum.
2. Mürekkep tekrar hayata döndü, hem de bomba gibi. Alper kısa zamanda oldukça iyi bir konuma getirdi orayı, daha da güzel olacağına eminim. Kendisiyle bir iki yazışmamızda dönmek istediğimi söylemiştim. Ne yazık ki şu an bu da pek mümkün görünmüyor. Kaldı ki bensiz hiç ama hiç eksiklik hissedilmeyecektir. Bir iki film yazımdan başka kayda değer bir şey yoktu. Şu an gördüğüm kadarıyla benim yazılarımın çok daha güzelleri orada yer almakta. Bu nedenle arada film izleyip de eleştiri yapmaya kalkarsam buradan devam edecek gibiyim.
3. Oscar töreni yaklaşıyor. Tüm filmleri izleyip yine bir iki yazı çıkartmayı düşünüyordum. Bu da gerçekleşmeyecek gibi.
4. Hâlâ (evet hâlâ) bir fotoğraf makinesi alamadım. Kısa vadede bu da pek mümkün görünmüyor. Uzun vadede ise ömür yeterse mutlaka fotoğrafçılığı sadece hobi mahiyetinde denemek en büyük arzularımdan biri.
Liste daha da uzar gider yazmaya kalkarsam. Dört maddeyle sınırlıyorum şimdilik. Yazarsam daha fazla moralim bozulacak gibi hissetmeye başladım. İnsanlar yapacaklarını genelde sıralayıp yazarlar ki kendilerine hedef olsun bunlar. Bense yapamayacaklarımı yazmaya başladım. Çok mu gerçekçiyim yoksa çok mu karamsar?
Uykudan uyanış
Uzun süredir boş bırakmışım buraları. Kısacası uykuya yatırmışdım günlüğümü. İki ay geçmiş bile, hoş bana daha kısa gibi geliyor. Demek ki koşturmaca esnasında insan pek fark etmiyor geçen zamanı. Burasıyla ilgilenmezken bazı şeyler değişti, değişmiş. Örneğin günlük mışıl mışıl uyurken takip edenlerinin sayısı artmış. Garibime gitti, sürekli kış uykusuna mı yatırsam ne :) Wordpress yeni sürüm çıkartmış, Amerika yeni başkanını seçmiş, dünya krize girmiş….
İnsan kendi çemberinin dar halkalarıyla uğraşırken dış halkaları göremiyor bir süre. Ne zaman ki dar halkalarla işi bitiyor, kafasını şöyle bir kaldırıyor, o zaman dışarıdaki hengâmeyi fark ediyor. Bu süre içerisinde internetten tamamen kopmasam da eskisi kadar iştigal edemedim kendileriyle. İyi mi oldu, kötü mü bunun ince bir muhasebesini yapmış değilim. Bana getirdikleri kadar götürdükleri de olmuştur elbet.
Artık uyku faslı bitti, belki bir süre mahmurluk devam edebilir. Ancak fırsatını bulduğum ilk anda yine faydasız yazılarımı göndermeye devam edeceğim.
Not: Suskun emin ol “Into The Wild” hâlâ aklımda :)
Gerçek dostluk
Şu başlıkta benim daha önce de yazmış olmama ve internette birçok yerde verilmesine rağmen es geçemedim bu konuyu. O zaman izlediğimde çok etkilenmişdim. Sağ olsun Çınar bana bu videonun daha uzun bir sürümünü gösterdiğinde ilgiyle izledim. Altta Whitney Houston’ın muhteşem I Will Always Love You yorumu ve Gerçek Dostluğa bir örnek:
Patilerden seçmeler
Kedileri sevdiğim malum, tekrar anlatmayayım. Sabit bir sayfam bile var bu konuda :) Tabi böyle olunca, onlarla ilgili resimlere de bayılmaktayım, hele hele komik olanlarına. Bu konuda favori sitem elbette ICanHasCheezburger.com. Etrafta kedi seven ve böyle bazen insanı gülmekten yere yıkacak resimler görmek isteyen varsa, ismi geçen siteye gitsinler ve gezinsinler. Mümkünse RSS olayıyla takip etsinler. Resimleri anlamak için biraz da İngilizce bilmek gerekiyor ki belki de işin en hoş tarafı o. Resimler ve onlara uygun metinler bir bütün oluşturmakta. Sadece resimlere bakmak bazen (hatta çoğu zaman) bir şey ifade etmez. O nedenle İngilizce için ön şart diyebiliriz :) Lafı çok uzatmadan favori olanlarımdan bir kaçını buraya geçmek istiyorum:
Hayat geri vitese takılır mı?
Evet hayat geri vitese takılır mı, takılsa da sadece mutlu anlar hatırlanır ya da yaşanır mı? Saçma oldu soru biliyorum, yaşanmaz elbette. Hatırlamaktan ibarettir bizim bu geriye dönük özlemimizin tek merhemi. Farkında olmuyor bazen insan, içindeki duygu seli öyle bir coşuyor ki arada patlayıveriyor da, o zaman anlıyoruz durumun vahametini. Merhem derken boşuna öyle söylemedim, özlem ve de bilhassa geriye dönük özlem benim için bir yaradır her zaman. Çocukluğum çok güzeldi, huzurluydu, mutluydu. Nereden mi hasıl oldu bütün bu düşünceler?
İki gün önce postaneye gitmiştim, ufak bir işimi halletmek için. Doğduğumdan beri aynı şehir, aynı semt ve aynı mahallede otururum. Kısacası dışarıdaki vadilerin kuşu değilim ben, ayrılıklarım hep geçici olmuştur. İyi yanlarıyla beraber kötü yanları da vardır elbette bunun. Neyse o başka bir mesele. İnsan böyle hayatı boyunca aynı yerde ikamet ettiğinde nostalji yaşaması daha sık oluyor. Her ne kadar çevremiz değişse de temelde ortam hep aynı. Her baktığım köşede bir anı var veya anı kırıntısı.














