Sevmek kadar sevilmek…

HeartsMagic - March 21st, 2008

Sevgili Fatih paylaşmış ben de buradan geçmeden edemeyeceğim. Goddes Artemis kendi günlüğünde geçmiş bu olayı. Yazının başlığı şöyle: Gerçek Sevgi Unutulmaz, Ölmez, Yok Olmaz. Orada yorum yapamadım, hem 22 senedir kedi besleyen, hem de hayvan sevgisini had safhada içinde hisseden bendeniz bu yazıyı paylaşmazsam kendime ihanet etmiş gibi hissederdim. Kısaca; kendisini büyüten iki insanı, bir yıl sonra vahşi ortamında tekrar gördüğünde sevgisini nasıl dile getirdiği gösterilen bir aslan ve sahiplerinin videosu. Mutlaka göz atın mutlaka izleyin…

Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin

İçimizdeki Çocuk Hiç Uyanmasın

HeartsMagic - March 18th, 2008

Yazının başlığını hayata geçirmek ne kadar mümkündür bilemiyorum ancak en azından biz kendi ellerimizle o çocuğu uyandırmaya çalışmamalıyız. Bu düşünceler neden ve nasıl hasıl oldu kısaca aktarmaya çalışayım. Bir süredir üzerimde dolaşan garip rahatsızlıktan dolayı evde vakit geçirme fırsatı buluyorum. Film izlemeyi de sevdiğimden ötürü eskiden (genelde çocukken) izlemiş olduğum filmleri gözden geçireyim dedim. Hepsini burada yazmayayım ancak özellikle iki tanesi beni çok derinden yaraladı: Ghostbusters (Hayalet Avcıları) ve Rambo. İkisi de birer efsaneydi benim gözümde. Nasıl olmuşsa şu günlere kadar tekrarlarını da izlememişim. Bu nedenle hayalimdeki bu filmler benim çocuk dünyamda hâlâ enfes vaziyetlerde mevcuttu ve ne zaman geriye gitsem, bu filmleri hatırlayıp “Vay, ne günlermiş” deyesim gelir(di). Geçmiş zaman kullandım zira filmleri tekrar izlediğimde zerre kadar etkilenmediğimi fark edince aklıma şu açıklama geldi; ya ben çok acımasızım ya da artık o çocuk uyanmaya başladı. Haliyle çok kısa bir süre sonra ikinci açıklamanın doğru olduğunu fark ettim.

Yazının devamını okuyun »

İki benzer olay ve Matematik

HeartsMagic - March 3rd, 2008

Aşağıda size başımdan geçen iki benzer olayı anlatmak istiyorum. Genelde günlük hayatımdan bir şeyler ekleme tarzını pek sevmiyorum. Ancak olayların benzerliği ve bağlanacak nokta açısından bakacak olursak mesele son derece ilginç.
Olaylardan ilki Kadıköydeki sessiz kafelerden birinde dün akşam gerçekleşti. Bir grup arkadaşla akşamı noktaladıktan sonra, içimizden biri hesabı ödemek için kasaya gitti. Kasadaki hanımefendi borcun 27 YTL olduğunu belirtti. Arkadaş 30 YTL verdikten sonra bozuk sıkıntısından kurtarmak için kendisine 2 YTL daha vermeyi teklif etti. Hanımefendi 2 saniye düşündükten sonra arkadaşımın vermesi gerektiği paranın 3 YTL olduğunu söyledi. Arkadaş anlatmak istemesine rağmen hanımefendi anlamayınca meseleyi ders mahiyetine dökmek için çıkartıp 3 YTL verdi. Parayı verdikten sonraki diyalog şöyle:

Arkadaş : “Şimdi ben kaç para vermiş oldum?

Hanımefendi: “33 YTL”

Arkadaş: “Ne kadar para üstü almam lazım?”

Hanımefendi: (Biraz bekledikten sonra) “6 YTL”

Arkadaş : “Güzel, o zaman ben verdiğim bozukların içinden 1 liramı geri alayım”

Hanımefendi parayı verir ve arkadaşa bakar..

Arkadaş: “5 lira daha vereceksiniz sanırım”

Hanımefendi ufak bir afallamadan sonra meseleyi anlayabilmişti sonunda. Hafif gülüşmeler eşliğinde kafeyi terk ettik. İnsan düşünüyor her gün para alışverişi yapan bir insan buna nasıl alışamaz. O anlık yorgunluk, şaşkınlık vs. olabilir dedik kendi kendimize. Zira bu insanın yapabileceği türden bir hata. İkinci olay daha vahim.

Yazının devamını okuyun »

Blog hikâyem

HeartsMagic - December 7th, 2007

Sevgili Fatih bana bir pas atmış ve kısaca söylemek gerekirse günlük hikâyemi sormuş. Lafı çok dolandırmadan cevaplara geçeyim.

1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
2 sene olmak üzere sanırım. O zamanlar ilk düşüncem işletim sistemi olarak kullandığım Linux için bir günlük hazırlamaktı. Ancak Lapis gibi bir yerin varlığını düşündükçe bundan vazgeçtim. Sonraları bari Matematik ile alakalı yazayım dedim, o heves de çabuk geçti :) Sonra akışına bıraktım. Şimdi ne yazacağımı ben bile kestiremiyorum.

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Daha önce söylediğim gibi otu böceği  yazmıyorum, haliyle seçici olmaya çalışıyorum. Ancak burada akademik bir olay gerçekleştirmediğimden ne yazayım diye de debelendiğim yok. Bazen bir film incelemesi, bazen ilginç bulduğum bir haber, olay, resim, bazen de iki satırlık yazılar olabiliyor içerik. Kısacası belli bir çizgim yok ancak içimden geldiği gibi yazdığım aşikâr.

3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Eğer geniş bir yazı olacaksa (film incelemesi gibi) haliyle zamandan feragat ediyor insan. Bunun haricinde genelde günlük benden feragat ediyor, garibim arada 1 ay boş kalabiliyor mesela :)

4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Pek artan bekleyiş yok ancak illa ki gelen giden olduğundan bazen insan çekici gördüğü bir olayı “geçsem mi acaba günlüğe” diyebiliyor. Fakat hayat memat meselesi olmadığından arada kaynayabiliyor da bu. Kısacası çok bir baskı yok, eğer ben de zevk alacaksam yazdığım şeyden, koyarım günlüğe gider.

5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Ömür el , hayat  fırsat verdiği sürece.