Knowing or Not Knowing!

HeartsMagic - July 15th, 2009

Gaflette bulunup Knowing‘i izlemiş oldum. Artık izlediğim filmler hakkında (sinema haricinde) pek yazmasam da dayanamadım nedense. Hemen listeleyeyim hissiyatımı:

* Daha hafif olsa da ikinci The Wicker Man, Ghost Rider, Next ve izlememiş olsam da Bangkok Dangereous vakası.
* Klişe, klişe, klişe.
* Kötü oyunculuk.
* Mükemmel final!

“Spoiler” yapacağım ona göre. Sonra okuyup da bana söylenmeyin.

Yazının devamını okuyun »

Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin

Ice Age: Dawn of the Dinosaurs

HeartsMagic - July 2nd, 2009

Bir önceki yazıda belirlediğim hedeflerimden ilkini  tamamladım. 3B olarak izlediğim bu şirin serinin son filmini de beğendim. Özellikle Scrat‘in olduğu sahnelerde bol bol güldüm. Arkadaş topluluğu içinde kendisine benzetilmem de (fiziksel olarak değil :D) bu gülme hadisesini kamçıladı diyebilirim :) Film olarak eleştirilecek çok fazla bir tarafı yok. Gülmek istiyorsanız gidip görebilirisiniz. Sizi krize sokacak kadar olmasa da keyifli bir akşam geçirmenizi sağlıyor film. Zaten alt tarafta çok sağlam bir hikâye arayan izleyiciyi bu türden bir filmin tatmin etmesi beklenemez. Benim tek hayal kırıklığım 3B olarak tasarlanan filmin, arkasına aldığı bu teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanamamış olması. Son izlediğim 3B film olan Dünyanın Merkezine Yolculuk bu konuda çok başarılıydı örneğin.  Eşe dosta tavsiye olunur, gidin izleyin, eğlenin. Bu arada filme yeni dahil olan Buck karakteri de çok iyi bir hava katmış bu seriye. Eğer devamı gelecekse mutlaka görmek isteriz bu “deli gelinciği”.

Buck - Nam-ı diğer Deli Gelincik

Kararlıyım bu defa…

HeartsMagic - June 29th, 2009

Hadi günlüğe yazı geçmeyi bıraktım ancak benim gibi bir sinamasever filmlere gitmeyi de mi bırakacaktı? Biraz tembellik, biraz zamanlama sorunları, biraz da vakit yetersizliğinden dolayı çok isteyip de gidemediğim kaç tane film geldi geçti hatırlayamıyorum. Geriye doğru yakından daha uzağa doğru gidecek olursam şöyle bir liste çıkıyor ortaya:

1. Transformers: Revenge Of The Fallen [1] [2] [3]

Tamam illa görülmesi gereken bir film değil. Zaten IMDB, RT ve MC puanından da belli bu. Fakat o aksiyon sahneleri mutlaka sinemada izlenmeliydi. Hâlâ izlemek için fırsatım var biliyorum ancak gider miyim, gitmez miyim meçhul. Açılış haftasını kaçırdıktan sonra nedense benim açımdan bu işlerin büyüsü bozuluyor.

2. Terminator Salvation [1] [2] [3]
İşte bu filmi kaçırmamam gerekiyordu. Benim gibi Terminator serisi hayranı birisi için yüz karası bir durum bu. Zamanlama sıkıntısı nedeniyle es geçmek zorunda kaldım açılış haftasında. Bu film için de hâlâ şansım devam ediyor. Görmeyi planlıyorum. Hoş puanlamalar pek iç açıcı değil ancak bir hayran olarak vefamı sürdürmeliyim.

3. X-Men Origins: Wolverine [1] [2] [3]
Yine puanlamada başarısız görünen bir film. Ancak Terminator gibi X-Men serisinin de hayranı olarak kendimi bu konuda da affetmiyorum. Artık bu filmi sinemada görme şansım da kalmadı. Kısmet başka şekilde izlemek yönündeymiş.

Gidemediğim bu filmler için kendimi kıyılara vurup uzun uzun düşündüm. Memlekette zaten dert yok. Bundan iyi fırsat mı olur, kendime dert edinmeliyim bu filme gidememe meselesini. Kararımı verdikten sonra kaleme kağıda sarılır gibi yaparak kafama bir iki film kazıdım. Mutlaka sinemada göreceğim bu filmleri. Şimdi de bunları listeleyelim.

Yazının devamını okuyun »

Into The Wild : Bir süperberduş hikâyesi

HeartsMagic - January 26th, 2009

“Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir” olur gencin son sözleri. Umarsızca uzanır, belli belirsiz bir şekilde gözlerini semaya diker. Son hayalini kurar, son göz yaşlarını döker …

Yazıya konu olan filmi izledikten sonra aslında insanın pek karalayası gelmiyor. Filmin etkisi öyle bir çöküyor ki üzerinize, öyle saatlerce susarak, uzun bir süredir yapmadığınız iç muhasebenizi yapma isteğiniz depreşiyor. Fakat, madem böyle güzel bir film izledik paylaşmamız gerekiyor. Kaldı ki, çok ama çok geç kalınmış bir sözüm de var.

Filmi izlemişliğim yeni değildir. Bundan yedi ay önce filmi görmüş ve çok beğenmiştim. Yine o zamanlar sevgili Suskun‘un günlüğünde filmin yazısına rastlamış, ufak bir de yorum yaparak film hakkında yazacağımı da söylemiştim. Araya hayat! girdi ve yazı bugüne kadar kaldı. Ne kadar da haklıymış Alexander Süperberduş, şehrin ışıltılarına ve keşmekeşliğine bakarak tekrar medeniyete -kısa bir süre de olsa- dönmeyerek ve yolculuğuna devam ederek. Hayat o kadar katı ki, ufacık isteklerimizi gerçekleştirmemize bile, biraz da tembelliğimizi kullanarak, sığıntı bahanelerin arkasına bizi sıkıştırarak engel oluyor.

Hemen belirteyim ki bu yazı diğer film yorumlarım gibi olmayacak. Okudukça filmin kendisi ve sonu hakkında fazlasıyla detaya sahip olacaksınız. Ancak bu saydıklarım zaten aşikar olanlar. Filmi zaten ne olduğunu bilerek izliyorsunuz. Aksi takdirde çok bir anlamı da kalmıyor, hatta etkisini bile yitiriyor olabilir.

Yazının devamını okuyun »

Speed Racer: Munis aile filmi

HeartsMagic - September 7th, 2008

Sinemada ve internet üzerinde tanıtım filmlerini izlediğimde pek bir meraklanmışdım ancak vizyona girdiğinde gitmek nasip olmamıştı Speed Racer‘a. Wachowski kardeşlerin son filmleri olan V for Vendetta‘dan sonra çektikleri bu sıra dışı film pek bir dikkatimi celp etmişdi. Zira hem görüntüleri hem de oyuncu kadrosu pek bir parlakdı. Bugün izledim, şöylece bir düşüncelerimi aktarayım. Speed Racer temelde 1960 yıllarının Japon anime serisinin günümüze uyarlanmış hali. Pek bir sevilen, önce manga ardından anime olan bu seri, garip bir yapım aşamasından sonra nihayet bu sene Wachowski kardeşler aracılığı ile sinemalara geldi. Garip bir aşama diyorum zira proje 1992 yılında duyurulmuş. Günümüze kadar birçok yönetmen ve başrol oyuncusu değiştiren film nihayet bu son kadrosuyla karşımıza çıkmış.

Anime temelde hayatı, hayalleri, düşünceleri kısacası her şeyi yarış olmuş bir çocuğun (filmimizde Speed) büyüdükten sonra yaşadığı maceraları kapsıyor. Bu film için ele alınan hikayede ise Speed’in daha küçükken yine kendisi gibi yarışçı olan abisinin ölümü, kendisinin de yarışmayı istemesi, aile ilişkileri, büyük yarışlar, çeşitli dalavereler ve verilen mücadele resmediliyor. Hemen bu noktada şunu aktarayım ki hem stüdyo hem de Wachowski kardeşler sonuç olarak ortaya çıkan projenin bir aile filmi olmasını amaçlamışlar. Aşırı derecede şiddetin olmayışı, var olanda ise zararın asgariye indirilmesi (örneğin filmde patlayan arabaların hepsinden yarışmacıların özel bir şekilde kurtulması), şiddete meyledebilecek sahnelerin esprili bir şekilde bertaraf edilmesi, aile kavramının ehemmiyetinin basa basa dile getirilmesi (ki bence dümdüz bir anlatım olsa da güzel olmuş) gibi noktalardan da amaçlanan şeyi rahatlıkla anlayabiliyoruz. Kısacası film, bir hafta sonunda eş ve çoluk çocukla gidilebilecek türden bir yapım. Sanırım bu şekilde gidenler de pek pişman olmamışlardır, çocukların bir hayli eğlenmiş olabileceklerini düşünüyorum. Hala büyümeyi pek başaramayan bendeniz de bundan güzel bir şekilde nasibini aldı :)

Yazının devamını okuyun »

Kara Şövalye: Bir Joker gösterisi.

HeartsMagic - July 25th, 2008

Evet gün geldi, yarasa adamın yeni bölümünü izledim. Şimdi geriye kendisinin bir hayranı olarak, ne kadar güzel ve seride çok özel bir yere sahip film olduğunu anlatırken, IMDB’de bir numaraya yükselmesinin ise biraz abartılmış olduğunu izah edebilemem lazım.

Daha önce yazmışdım az sonra söyleyeceklerimi (bir önceki yazımda da değindim). 2005′e kadar benim için iki Batman filmi vardı: Serinin ilk iki filmi , yani Tim Burton‘ın filmleri. 2005 yılına kadar çekilen diğer Batman filmlerine bir türlü ısınamadım. 2005 yılında ise Batman Begins‘de Christopher Nolan o kadar güzel iş çıkartmışdı ki yarasa adamın gözümdeki çekiciliği bir kere daha depreşmişdi. Bu nedenle yeni filmde onun ve son Batman rolünde oynayan Christian Bale‘in de olması beni fazlasıyla mutlu etmişdi.

Öncelikle belirtmek isterim ki Batman diğer kahramanlardan biraz farklıdır. Onun özel güçleri hiçbir zaman olmamıştır. Sadece servetinin sayesinde kendisine hazırladığı araç gereç ve öğrendiği dövüş sanatları ile suçlularla mücadele etmektedir. İşte bu nedenden ötürüdür ki, belki de birçok insanın kendisine yakın bulduğu nadide kahramanlardan biridir. Normal bir insan, ancak aynı zamanda kasvetli bir şehirdeki kahraman. Kaldı ki tüm Batman filmlerinde onun insan oluşu ve bu yükü ne kadar taşıyıp taşımayacağı alttan alttan işlenip durmuştur. Bu filmde ise bunu çok derinlemesine görüyoruz ve meselelerin başlangıcına doğru yol alıyoruz. Fazla ’spoiler’ yapmadan biraz filmden bahsedelim.

Yazının devamını okuyun »

Kara Şövalye – The Dark Knight

HeartsMagic - July 22nd, 2008

The Dark Night - Kara ŞövalyeOldum olası bir Batman hayranıyımdır. Çizgi romanından bahsetmiyorum ama, Tim Burton‘ın yönettiği ve Michael Keaton‘ın canlandırdığı filminden bahsediyorum. İlk iki filmin benim açımdan çok özel bir yeri vardır. Bir başka yazıda bahsettiğim üzere nostaljik bir anlamı da bulunur. Gotham şehrinin o kasvetli havası ve filmin plastiği o kadar hoşuma gitmişti ki, yıllardır hala zevkle izlerim o iki filmi. Serinin daha sonrası için pek iyi şeyler düşünmüyorum, suyunu çıkartmışlardı. Ta ki Batman Begins filmine kadar. Filmi gayet başarılı bulmuşdum. Hem Christopher Nolan iyi bir film yönetmiş, hem de sevdiğim bir oyuncu olan Christian Bale rolün altından iyi kalkmışdı. Kısacası benim için yeni bir soluk olmuştu bu. Şimdi bu ayın 25′inde yeni filmi geliyor yarasa adamımızın: The Dark Knight. Amerika’da bizden önce vizyona girdi tabi.

Şimdi, eğer hala görmediyseniz şaşırtıcı ilk bilgiyi vereyim size:

User Rating: 9.6/10 (69,135 votes)

Görüldüğü üzere şu an IMDB’de 1. sıraya yerleşmiş durumda. 10 üzerinden 9.6 puanlık ve 69,135 gibi çok yüksek bir oylamayla. Bu saatlere göre değişiyor. Örneğin birkaç saat önce 9.7 puandaydı. Son durum ne olur bilemem ancak oldukça başarılı olduğu ve listenin üst sıralarını zorlayacağı bir gerçek. Bazıları IMDB’ye pek güvenmez, aslında ben de her film için ne yazık ki IMDB’yi pek sıhhatli bulmuyorum, fakat bu göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir başarı. Kaldı ki sadece IMDB’de değil Rottentomatoes’da da oldukça başarılı bir puanlamaya sahip: %94. Metacritic’te ise : 8.2

Açıkça anlaşılıyor ki oldukça beğenilmiş durumda. Tabi böyle olunca bu hasılata da yarıyor. Kendisi Spider Man – 3′ün de rekorunu kırarak Holivud’da ilk hafta açılışında zirveye oturdu: 155 Milyon Dolar! Resmen silip süpürmüş. Şimdi iyiden iyiye meraklanmaya başladım, bu filme ilk günden gidilmez mi :) Ayrıca yeni Joker’imiz ve kısa süre önce hayata veda eden Heath Ledger için de muhteşem bir performans sergilemiş, muhtemelen Oscar heykelciğini alır deniyor.

Dünyanın Merkezine Yolculuk – 3B Eğlence

HeartsMagic - July 20th, 2008

“… ve çocuklar gülüşür”. Kısaca özetlemek gerekirse böyle bir yorum çıkabilir film için. Zaten kendisi de çok fazla bir şey vereceği iddiasında değil sanırım: Bir hafta sonunu şöyle 3B zenginliğinde eğlence ile doldurmak. Bu hedefine de ulaştığını belirteyim. Öncelikli tavsiyem sakın ama sakın 3B özelliği olmayan bir sinemada izlemeyin bu filmi, yoksa geriye hiçbir zevk kalmaz. İlk gittiğim sinemada öncelikle orijinal dildeki seans biraz geç olduğundan, daha çok ise 3B olarak verilmediğinden filme girmedim. Söylene söylene başka bir sinemaya gittim. Orada orijinal dildeki seans çok daha geçti, haliyle orijinal seslendirmeye giremedim. Allah’tan bizimkiler seslendirmeyi iyi yapıyorlar, gönül rahatlığıyla dublajlı olanı da izleyebilirsiniz.

En son izlediğim 3B film Beowulf‘du. 3B olmasına rağmen pek zevk alamamışdım. Bence karakterler son derece başarılıydı ama 3B’ye pek iyi hizmet edememişdi film. Fakat Dünyanın Merkezine Yolculuk bence tam on ikiden vurmuş. 3B severler için oldukça iyi iş çıkartıldığını söyleyebilirim, kaldı ki küçüklerin gülüşmelerinden ve zevk aldıklarını gösteren her hallerinden bu belliydi. Efendim, şimdi küçük dediysek illa da sadece küçükler bu filme gidecek diye bir kaide yok :) Hafta sonunda stres atmak isteyen biz büyükler de pekala gidebiliriz filme, bakınız ben gittim :D

Yazının devamını okuyun »

Wanted: Olmadan koparılmış meyve

HeartsMagic - July 1st, 2008

Timur Bekmambetov kusura bakmasın ancak filmi izledikten sonra yukarıdaki tanım geldi aklıma. Açıkçası hayal kırıklığına uğradım. Hele ki tanıtım filmlerini internette ve sinema reklamlarında gördükten sonra beklentim çok yükselmişti. Hani neredeyse Matrix’in yol açtığı o aksiyon tadı yeniden sinemalara geldi gözüyle bakıyordum. Eh, yazının başından rengimi açık ettim, gerisini okuyup okumamak size kalıyor. Bekmambetov’u aslında izlediğim iki filminden dolayı beğenirim: Night Watch ve Night Watch 2. Tamam belki dillere destan olacak filmler değildir ancak en azından kendisini farklı şekilde ifade edebilen bir tarzı vardır bu filmlerin. Hani izlendiğinde bu farkı hissederiz, yönetmenin bir nevi mührüdür. Böyle büyük bir projenin, bu kadar iyi oyuncuların içinde bulunduğu bir filmin başına böyle bir yönetmen gelince, tanıtım filmleri de umut vadedince insan ister istemez bir beklentiye giriyor. Suçlu ben değilim yani! Şöyle dilim döndüğünce fazla “spoiler” yapmadan filmi eleştirmeye çalışayım.

Yazının devamını okuyun »

Öncelikle belirtmek isterim ki yazıda bahsi geçecek örneklerin hepsi korku türünde olacaktır. Çok fazla “spoiler” içermese de filmler hakkında bilgiler de yer alacaktır. Yazının başlığından da belli olduğu gibi bu filmlerin tek ortak yanı türleri değil, aynı zamanda amatör kamera denilen el kameralarıyla – hatta bazen cep telefonu- ile çekilmeleri. Bu tür herkesin hoşuna gitmez zira filmi takip etmesi oldukça güçtür. Hele hele bol hareketli olanlarında insan bazen film mi izliyor yoksa etrafa odaklanmaya mı çalışıyor bunu bile anlamaz. Ancak belki de bazılarımızın hoşlanma sebebi sadece ama sadece budur. Kendimizi film izliyor gibi değil de olayın içinde hissederiz…

Blair Witch Project

Tarihteki ilk örnek olmayabilir ancak benimkiler arasında ilk sıradaki ve belki de en bilineni ile başlamak istiyorum. İzlemeyen kalmış mıdır bilmem. Bu küçük bütçeli film için öyle bir pazarlama ve reklam kampanyası yapılmıştı ki “Sağır Sultan” bile duymuştu. Bazılarının “abi olay gerçekmiş ha, bu kameraları, kasetleri falan bulmuşlar da öyle film olmuş” yorum veya düşüncelerini duydukça pis pis gülüyordum ben. Filmi izlemeden kendisi hakkında düşüncelerimi belirtmesem de reklam kampanyasının ne kadar etkili olduğunu gözlerimle görüyordum. Benim açımdan çok başarılı olmayan bu film 22.000$’lık bütçesine rağmen 248,300,000$ gibi oldukça büyük bir hasılat elde etti ki, sanırım filmin başarısı ya da başarısızlığı kimsenin umurunda olmadı.

Yazının devamını okuyun »