Bir de nankör derler…

HeartsMagic - May 14th, 2010

Görmeyen vardır belki…



Tanıdık geliyor sanki bir yerlerden?

Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin

Huzursuz bacak sendromum

HeartsMagic - March 13th, 2009

Hastalığımın ismini yazarken bile gülesim geliyor ancak yapılacak bir şey yok, verilen isim böyle. Bir süredir (tam olarak ne kadar olduğunu hatırlamıyorum), özellikle de geceleri yatarken bacaklarımda bir rahatsızlık hissediyordum. Fakat tarifi güç bir rahatsızlıktı bu. Hareket ettiğimde çoğunlukla geçen, geçmediği takdirde ise beni uyutmayan türden. Bir süre önce öğrenmiş bulunuyorum ki bu bir hastalıkmış ve ismi de “huzursuz bacak sendromu”ymuş. Arkadaşlarımdan birisinde bu hastalık olmasa, tarifini yapmasa inanın öğrenme imkânım olmazdı. Gerçi arkadaş tarif ederken bile manidar cümleler kuramadı :) Fakat ikimizde de aynı rahatsızlık olunca anlaşmakta güçlük çekmedik.

Öğrendikten sonraysa araştırmaya giriştim. Gördüm kü çok yaygın bir hastalıkmış (Dünya genelinde %10, bizde %3-4 civarı). Muhtemelen bu satırları okuyan bazılarınızda da mevcuttur, ancak hastalık olduğunu bilmiyorsunuzdur. Bu hınzır hastalık öyle bir şey ki, genelde dinlenirken veya çoklukla geceleri saldırıya geçiyor. Tam uykuya dalmak üzereyken bacaklarda tarifi pek kolay olmayan bir rahatsızlık baş gösteriyor. İnsanlar genelde karıncalanma, ürperme, kaşınma, ezilme, acıma, gıdıklanma ifadelerini kullanıyorlar ki inanın bu çok normal. Zira hayatta yaşadığımız diğer acılara veya rahatsızlıklara pek benzemiyor bu meret. Fakat iki tane hasta yan yana gelince çok iyi anlıyorlar birbirlerini. Geçici çözümü bacakları hareket ettirmek. Benim için genelde sıcak olduğunda baş gösteriyor bu. Battaniyenin altından bacaklarımı çıkarıp, bir miktar sallayarak veya hareket ettirerek çözüyorum meseleyi -çok mu özel oldu :) – Fakat hastalık bende başlangıç düzeyinde olabilir, gördüğüm kadarıyla daha vahim vakalar da var. Örneğin gece boyunca uyuyamayanlar.

Hastalığın kesin nedeni henüz bilinmiyor. Genetik olabilir diyen de var, beyindeki -:)- dopamin dengesizliği, sinir, stres,depresyon vs. gibi nedenler sayan da, ancak kesinlik yok. Tedavisi var mı? Var. Çok boş boğazlık etmek istemiyorum, bir iki bağlantıya yönlendirerek bu yazıyı tamamlayalım. Temennim yaşım ilerledikçe hastalığın şiddetini arttırmaması. Eğer varsa benim gibi mustarip kişiler, şimdiden kendilerine şifa diliyorum :)

[1] Hastalık hakkında bilgi

[2] Hastalık hakkında açıklayıcı videolar

Into The Wild : Bir süperberduş hikâyesi

HeartsMagic - January 26th, 2009

“Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir” olur gencin son sözleri. Umarsızca uzanır, belli belirsiz bir şekilde gözlerini semaya diker. Son hayalini kurar, son göz yaşlarını döker …

Yazıya konu olan filmi izledikten sonra aslında insanın pek karalayası gelmiyor. Filmin etkisi öyle bir çöküyor ki üzerinize, öyle saatlerce susarak, uzun bir süredir yapmadığınız iç muhasebenizi yapma isteğiniz depreşiyor. Fakat, madem böyle güzel bir film izledik paylaşmamız gerekiyor. Kaldı ki, çok ama çok geç kalınmış bir sözüm de var.

Filmi izlemişliğim yeni değildir. Bundan yedi ay önce filmi görmüş ve çok beğenmiştim. Yine o zamanlar sevgili Suskun‘un günlüğünde filmin yazısına rastlamış, ufak bir de yorum yaparak film hakkında yazacağımı da söylemiştim. Araya hayat! girdi ve yazı bugüne kadar kaldı. Ne kadar da haklıymış Alexander Süperberduş, şehrin ışıltılarına ve keşmekeşliğine bakarak tekrar medeniyete -kısa bir süre de olsa- dönmeyerek ve yolculuğuna devam ederek. Hayat o kadar katı ki, ufacık isteklerimizi gerçekleştirmemize bile, biraz da tembelliğimizi kullanarak, sığıntı bahanelerin arkasına bizi sıkıştırarak engel oluyor.

Hemen belirteyim ki bu yazı diğer film yorumlarım gibi olmayacak. Okudukça filmin kendisi ve sonu hakkında fazlasıyla detaya sahip olacaksınız. Ancak bu saydıklarım zaten aşikar olanlar. Filmi zaten ne olduğunu bilerek izliyorsunuz. Aksi takdirde çok bir anlamı da kalmıyor, hatta etkisini bile yitiriyor olabilir.

Yazının devamını okuyun »

Uykudan uyanış

HeartsMagic - November 16th, 2008

Uzun süredir boş bırakmışım buraları. Kısacası uykuya yatırmışdım günlüğümü. İki ay geçmiş bile, hoş bana daha kısa gibi geliyor. Demek ki koşturmaca esnasında insan pek fark etmiyor geçen zamanı. Burasıyla ilgilenmezken bazı şeyler değişti, değişmiş. Örneğin günlük mışıl mışıl uyurken takip edenlerinin sayısı artmış. Garibime gitti, sürekli kış uykusuna mı yatırsam ne :) Wordpress yeni sürüm çıkartmış, Amerika yeni başkanını seçmiş, dünya krize girmiş….

İnsan kendi çemberinin dar halkalarıyla uğraşırken dış halkaları göremiyor bir süre. Ne zaman ki dar halkalarla işi bitiyor, kafasını şöyle bir kaldırıyor, o zaman dışarıdaki hengâmeyi fark ediyor. Bu süre içerisinde internetten tamamen kopmasam da eskisi kadar iştigal edemedim kendileriyle. İyi mi oldu, kötü mü bunun ince bir muhasebesini yapmış değilim. Bana getirdikleri kadar götürdükleri de olmuştur elbet.

Artık uyku faslı bitti, belki bir süre mahmurluk devam edebilir. Ancak fırsatını bulduğum ilk anda yine faydasız yazılarımı göndermeye devam edeceğim.

Not: Suskun emin ol “Into The Wild” hâlâ aklımda :)

Gerçek dostluk

HeartsMagic - September 9th, 2008

Şu başlıkta benim daha önce de yazmış olmama ve internette birçok yerde verilmesine rağmen es geçemedim bu konuyu. O zaman izlediğimde çok etkilenmişdim. Sağ olsun Çınar bana bu videonun daha uzun bir sürümünü gösterdiğinde ilgiyle izledim. Altta Whitney Houston’ın muhteşem I Will Always Love You yorumu ve Gerçek Dostluğa bir örnek:

İnsan hakları. İyi de kime söyleyeceğiz?

HeartsMagic - May 15th, 2008

Sözüm üzerine bugün yazı yazmam icap ediyor, kampanyaya da katılmıştım zaten. Aslında zorunluluktan ziyade bu benim bir süredir yazmak istediğim bir konuydu. Ancak doğrudan insan hakları değil de onunla ilintili, belki de merkezindeki bir mefhumla ilgiliydi bu: Vicdan. Zaten bana insanlara insan haklarını anlatmak çok komik geliyor. Misal hayvanlara nazaran kimilerine göre bir üst yaşam formu, kimilerine göre çok ayrı bir yaratılmış olan biz insanların hayvan haklarını konuşmasını bile deha makul bulurum. Dikkat edin yine doğru demiyorum, zira bana göre bir canlının hayatına sebepsiz yere öyle ya da böyle kıymak veya eziyet göstermek bile konuşulacak bir durum değil.

İnsan haklarının geçmişi (ya da bunun bağıra bağıra belirtilmesi diyelim biz buna) pek belli olmasa da çok eskilere dayanıyor. Az vicdan kırıntısına sahip herkes veya her lider bundan bahsetmiş. Kimisi bunu yazıya dökmüş, kimisi anlaşma olarak hayata geçirmiş. Şu an bizim tabi olduğumuz beyannamenin bile yarım asırdan fazla bir mazisi var. Var olmasına var da değişen bir şey var mı? Etrafımıza baktığımızda ne görmekteyiz? Bütün bu çırpınışlar niye? Sebebi açık: Kimilerimizin vicdandan yoksun oluşu. Bana göre karşımızdaki insanın içerisinden vicdanı alıp söktüğünüzde geride ‘bir tür canavardan’ başka bir şey kalmıyor. Hayvan bile diyemiyorum bunun için, onlar da bile vicdanın olduğuna inanmaktayım. Hadi ismi vicdan olmasın da içgüdüsel olarak yaşadıkları vicdan benzeri bir olgu olsun. Ancak vicdana sahip olmayan insan işte söylemek istediğim gibi hayvan bile olamıyor. Bunun ispatı son derece kolay. Dünyada şu an şu satırları yazdığım anda bazı insanlara diğer bazı insanların yaptıklarını bir düşünün ve sonra bu yapılanların hiçbir hayvan tarafından başka bir hayvana yapılıp yapılmadığını hatırlamaya çalışın. Boşuna uğraşmayın hatırlayamayacaksınız. Böyle bir yazıda ‘hayvan’ kelimesinin bu kadar çok geçmesinden ötürü özür dilerim ancak bu bir çeşit günah çıkartma sanırım. Ne zaman insanlara yapılan insan dışı bir müdahale görsem içimden ve dışımdan “hayvan herifler” diye küfrederdim. Şu an anlıyorum da hata ediyormuşum.

Şimdi ben ne yazayım dünyanın dört bir tarafındaki insan hakları ihlalleri hakkında? Maruz kalan da insan, bu ihlali gerçekleştiren de insan!

Siz istediğiniz kadar beyanname hazırlayın ve yayımlayın neye yarar. Vicdan mirim vicdan.

15 Mayıs’ta lafazanlık değil İnsan Hakları

HeartsMagic - April 19th, 2008

İnsan Hakları Suskun haberdar etmiş. Blogcatalog şöyle bir proje başlatmış ve 15 Mayıs günü İnsan Hakları üzerine yazacak blog sahiplerini bir araya getirmeye çalışmaktaymış, katılmayı planlıyorum. Her daim gevezelik edecek halimiz yok ya, 15 Mayıs’ta ecnebi kardeşlerimizle beraber bu konu üzerinde beraberce yazarız. Dilimiz döndüğünce elbette.

Üretken Olamamanızın 7 Nedeni

HeartsMagic - April 4th, 2008

Üretken Olamamanızın 7 Nedeni

Daily Blog Tips
Yazar: Daniel Scocco

7 Reasons Why You Might Never Be Productive

Çeviri: Ben

Bu yazı The Online Business Handbook‘ın yazarı Alan Johnson tarafından misafir sıfatıyla yazılmıştır.

Ne kadar sıkı çalışırsanız çalışın işlerinizi üretken bir biçimde yapamadığınızdan dolayı hayal kırıklığı yaşadığınız oldu mu? Eğer böyleyse, artık harekete geçme zamanıdır. Aksi takdirde yerinizde durup bir mucize gerçekleşmesini beklerseniz, sizi temin ederim ki işler daha iyiye gitmeyecektir. Bir ‘blogger’ olarak uzun vadeli başarıyı cidden istiyorsanız üretkenlik kesinlikle bir zorunluluktur ve kendinizi kandırarak yaşamak bir seçenek değildir.

Nereden başlamalı? Problemi belirleme daima ilk adım olmuştur ve üretken olamamanızın 7 genel sebebi vardır:

Sebep 1: Yaptığınız Şeyden Nefret Ediyorsunuzdur

Eğer işinize tutkuyla bağlı değilseniz azami verim almak büyük bir uğraş gerektirebilir ve gerektirecektir. Üretken olamayacak, her şeyi önemsiz bir iş gibi görecek veya bir başka deyişle böyle bir davranışla uzun bir dönemde kaybetmeye mahkum olacaksınız.

Yazının devamını okuyun »

Çocukken Kavrayamadığımız Şeyler

HeartsMagic - April 2nd, 2008

ÇocuklukSevgili Suskun birkaç gün önce beni mimleyip başlıktaki yazıyı bana paslamıştı. Kendisine söz vermeme rağmen araya iki yazı girdi. Buradan özürlerimi bildirdikten sonra hemen konuya geçeyim. Baya bir düşünmeme rağmen nedense çocukken anlam veremediğim şeyleri hatırlayamadım. Belki de bu nedenle gecikti yazı. Beynim bu konuda tersine işliyor sanırım. Daha çok anlam verdiğim şeyleri hatırlıyorum ben. Bir iki örnek yazıyı şurada ve şurada geçmiştim. Fakat çok genel geçer olsa da bana da bazı şeylerin anlamsız geldiğini hatırlar gibi oldum. Örneğin henüz okula bile gitmezken -4,5 yaşlarında olsam gerek- evimizin haricinde bir yerlere ziyarete gittiğimizde o kadar kargaşa içinde bana ayrı bir dünya gibi gelen yollarda nasıl kaybolmadığımızı düşünür, bizimkilerin eline sıkı sıkı yapışırdım. Şimdilerde arada bir hayal kırıntıları ile İstanbul’da gezinirken bazı yerleri hatırlıyorum da gülüyorum. Ancak bu çok normal olsa gerek. Sonra yine bu gezi dönüşlerini neden otobüsle değil de hep kutu gibi olan dolmuşlarla yaptığımızı anlayamazdım. Sebebi ilerde anladım: İETT o zamanlar bu kadar çalışkan değilmiş. Düşündükçe geliyor hatıra bazı şeyler. O kadar sokak hayvanının açlıktan nasıl ölmediklerini de anlamazdım. Yağmur, çamur, kar, soğuk yani kocaman bir kış geçerdi de hayvancıklar hala yaşardı. Hoş bunu hala pek anlayabilmiş değilim. Sanırım yeter :) Pek etrafı mimlemesem de bu sefer pas atmak geçti içimden. Biliyorum çok vakitleri yok ve pek mim sevmiyorlar ancak bu yazıyı ben de Fatih, Tarık ve Tutku‘ya paslamak istedim. Canları isterse :)

Sevmek kadar sevilmek…

HeartsMagic - March 21st, 2008

Sevgili Fatih paylaşmış ben de buradan geçmeden edemeyeceğim. Goddes Artemis kendi günlüğünde geçmiş bu olayı. Yazının başlığı şöyle: Gerçek Sevgi Unutulmaz, Ölmez, Yok Olmaz. Orada yorum yapamadım, hem 22 senedir kedi besleyen, hem de hayvan sevgisini had safhada içinde hisseden bendeniz bu yazıyı paylaşmazsam kendime ihanet etmiş gibi hissederdim. Kısaca; kendisini büyüten iki insanı, bir yıl sonra vahşi ortamında tekrar gördüğünde sevgisini nasıl dile getirdiği gösterilen bir aslan ve sahiplerinin videosu. Mutlaka göz atın mutlaka izleyin…