İçimizdeki Çocuk Hiç Uyanmasın

HeartsMagic - March 18th, 2008

Yazının başlığını hayata geçirmek ne kadar mümkündür bilemiyorum ancak en azından biz kendi ellerimizle o çocuğu uyandırmaya çalışmamalıyız. Bu düşünceler neden ve nasıl hasıl oldu kısaca aktarmaya çalışayım. Bir süredir üzerimde dolaşan garip rahatsızlıktan dolayı evde vakit geçirme fırsatı buluyorum. Film izlemeyi de sevdiğimden ötürü eskiden (genelde çocukken) izlemiş olduğum filmleri gözden geçireyim dedim. Hepsini burada yazmayayım ancak özellikle iki tanesi beni çok derinden yaraladı: Ghostbusters (Hayalet Avcıları) ve Rambo. İkisi de birer efsaneydi benim gözümde. Nasıl olmuşsa şu günlere kadar tekrarlarını da izlememişim. Bu nedenle hayalimdeki bu filmler benim çocuk dünyamda hâlâ enfes vaziyetlerde mevcuttu ve ne zaman geriye gitsem, bu filmleri hatırlayıp “Vay, ne günlermiş” deyesim gelir(di). Geçmiş zaman kullandım zira filmleri tekrar izlediğimde zerre kadar etkilenmediğimi fark edince aklıma şu açıklama geldi; ya ben çok acımasızım ya da artık o çocuk uyanmaya başladı. Haliyle çok kısa bir süre sonra ikinci açıklamanın doğru olduğunu fark ettim.

Derinlemesine düşündüğümde hatanın bende olduğunu anladım. Çocuk gözüyle ve o şartların getirdiği ruh haliyle değerlendirdiğim olguları asla büyüdüğümde tekrar yargılamamam gerekir. Eğer hâlâ hayalini kurduğumuzda veya geriye yönelik değerlendirme yaptığımızda mutlu olmak ve içimizin kıpır kıpır ya da melankoli havasında kalmasını istiyorsak, bu yeniden değerlendirme asla olmamalı. Yoksa içinizdeki çocuk uyanıyor ve geçmişinizde sizi mutlu eden anılardan bir tanesi daha uçup gidiyor. Ne yazık ki kafesten, uçsuz bucaksız doğaya kaçan kuş misali yakalamanız da mümkün olmuyor. Ne yaparsanız yapın giden geri gelmiyor.

İlkokulda yaptığımız gezilerden biri halâ zihnimin bir köşesinde zaman zaman belirir. Sahil kenarıydı ve hava pırıl pırıldı. Deniz insanı bir taraftan kucaklarken, masmavi gök yüzü genişlemiş, genişlemiş ve her tarafı kaplamıştı. Öylesine büyüktü ki etrafta sizi olumsuz etkileyecek bir şeye mahal vermiyordu. Arkadaşlarımla beraber koşup eğleniyor, o koskocaman sahili karışlıyorduk. Zaman o kadar uzundu ki, sanki bir ömür…

Bir ara işte bu geziyi yaptığımız yerden geçmiş ve bir anda zihnimde şimşekler çakmıştı. Orası olduğundan emindim ancak hayalimdeki betimlemeye hiç uymuyordu. 100 bilemediniz 150 metre karelik bir alandı bu gördüğüm yer ve o an için hiçbir özelliği yoktu gözümde. Çocukken insanı derinden etkileyip mutlu olmasına yetecek küçücük olaylar büyüdüğünde ne yazık ki yeterli olmuyor. Bu nedenle o gördüğüm yerin gerçekliğini unutmuş ve çocuk dünyamdaki haliyle hatırlamaya devam etmiştim, hâlâ da devam ediyorum.

Şu andan itibaren karar vermiş bulunmaktayım. Eğer mümkünse çocukken - ya da hadi biraz daha genişletelim geçmişte - yaşayıp da mutlu olduğum anları tekrar gözden geçirmeyeceğim. Sadece hatırlayıp mutlu olmakla yetineceğim.

Hâlâ bir yağmur sonrası ıslanmış çimenlerin kokusunu ciğerlerime çektiğimde mutlu olabiliyor… yağmur öncesi gelen kapkara bulutlara doğru başımı kaldırıp, haberci olarak yeryüzüne düşen damlacıkların kirpiklerime değişinde bir yenisini bekleyebiliyor… gece şimşekler çakıp yıldırımları duyduğumda bir ninni misali başımı yastığıma koyup, soba köşesindeki kedi gibi uyuyabiliyor… kocaman kocaman ağaçları gördüğümde meyve veren canlılar yerine çocukken tırmandığımız masal kahramanı devlerin kollarını bacaklarını hatırlayabiliyor… bir martı çığlığı duyduğumda gözümü kapatıp çok uzak diyarları gezebiliyor… akşam eve geldiğimde hâlâ mutlu olabiliyorsam içimdeki çocuğun bir parçası uyuyor demektir.

Gürültüye gerek yok, bırakalım uyusun.

Yorum Yapın

Şunları kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>