Beşiktaş’a neler oluyor?
Yazının girişinde hemen belirtmek isterim ki asla bir fanatik değilim. Futbol takımı desteklemeyi sınırlar dahilinde severim. Takımım yendiği zaman sevinir, yenildiği zaman üzülürüm ancak yenilginin bu oyunun bir parçası olduğunu, bir yenilen olmazsa yenenin de olmayacağını bilecek kadar meseleyi idrak etmiş birisiyim. Kaldı ki bunu herkesin idrak edebilmiş olması gerekir diye düşünür, edemeyenleri de uzaktan garip garip izlerim. Bu nedenlerden ötürü takımım yenildiği zaman öyle hemen birilerini suçlamam, olabilecek şeyler derim, bir sonraki maçı yine keyifle izlemeye çalışırım. Hatta bir sene boyunca dahi takımım kötü oynasa yorumum “her takımın başına kötü bir teknik adam ya da kötü bir idare geçebilir” olur, seneyi beklemeye çalışırım. Çünkü bunlar olağan şeylerdir. Dünya üzerindeki büyük kulüplere bakarsak büyük çoğunluğunun ara ara sıkıntılı dönemlerden geçtiğini görürüz, hatta görüyoruz. Ancak birkaç senedir Beşiktaş için olan şeylere baktığımızda ben bile isyan bayraklarını çekmiş durumdayım, özellikle 8-0′lık! Liverpool maçından sonra.
Hep Beşiktaş’ın o “deli dolu” taraftarından bahsederiz: Çarşı. Evet bugüne kadar ne yağmur çamur, ne kış kıyamet, ne kötü oynanan futbol, ne rakibin büyüklüğü ne de bir başka olumsuzluk Çarşı’nın önüne geçemedi. Hemen burada şunu eklemek istiyorum ki Çarşı denilen grubun tamamını tasvip etmiyorum, çok dengesiz olayların da ortaya çıktığını gördüm. Ancak takım desteği dendiği zaman Türkiye’de bu bir kabuldür ki Çarşı tartışmasız bir numaradır. Dediğim gibi yaptıkları her şeyi tasvip etmesem de onlar bugüne kadar takımın gidişatını önemli ölçüde etkileyen bir gruptu. Hatırlayın ki Süleyman Seba’yı bile baskı sonucu sindiren onlardı, istenmeyen oyuncuları dışlayarak yedek kulübesine hapseden, kulüp ve camia istemese bile bir oyuncuyu bağırlarına basan da onlardı. Kısacası onlar hep aykırı bir grup olmuştu. Ta ki bu yönetime kadar!
Evet, bu yönetime kadar nedense işler kötü gittiği zaman tribünlerden “yönetim istifa” seslerini duymamız an meselesi olurdu. Bazıları hoşnutsuzluğu anlar ve kendine çeki düzen verirdi. Ha, saman altından su yürüten yine yürütürdü, bu bizim ülkemizin ve futbol kulüplerinin değişmeyen bir kanunu ancak durum hiç bugünkü kadar vahim olmamıştı. Takım hallaç pamuğu gibi dağılmış gidiyor, yönetim başa geldiğinden beri liderlik nedir görülmemiş, doğru dürüst icraat olmamış, borç her geçen gün artmış, iyi oynanmayan bir futbol var (sadece şu an değil) ancak Çarşı hala gık demiyor.
Hemen buradan işi yönetime bağlayalım. Dediğim gibi yönetimin doğru dürüst bir icraatini görmedik, son derece pasif bir idare var, sadece arada bir laf gevelemeyi biliyorlar. Doğru dürüst bir icraatleri olmadığı gibi son zamanda Sinan Engin gibi bir uzmanı! da takıma menajer olarak getirip son derece başarılı! bir işe imza attılar. Düşünün ki bu uzman Liverpool maçından sonra çıkıp hala son derece basiretsiz açıklamalar yapabiliyor. Örneğin: “Biz derbiyi tehir etmek isterken işte bunun için istemiştik” “Bu takıma daha çok yarar sağlayacak futbolcular alacağız”. Sayın Engin o çok yönlü basiretinizi kullansaydınız da bu akşam, derbide oynadığınız Fenerbahçe eğer yenerse ne derim diye bir tasavvur etseydiniz. Fenerbahçe bu akşam çıktı, son derece güzel top oynadı ve kazandı. Demek ki olayın derbiyle falan alakası yok, o konuda lagaluga yapmaya gerek de yok. Futbolcu alımı kısmına gelince, adama sormazlar mı “aklınız bugüne kadar neredeydi?” diye.
Bütün bunlara ilaveten sorulacak soru şudur: Sinan Engin kimdir? Ne iş yapar? Böyle bir hezimetten sonra bu basiretsiz açıklamaları yapmak ona mı kalmıştır? Bu takıma yararı nedir? Yoksa zararı mı vardır? Büyük sitelerde yapılan anketlerin olumsuz kısımlarında neden yönetimle beraber kendisinin ismi hep zirvededir?
Çarşı neden hala susuyor? Susmakla da kalmayıp hala neden destekliyor? Yönetim neler yapıyor? Sayın Demirören kendi şirketlerini örmeye devam ederken Beşiktaşın başına çorap mı örüyor?
Biliyorum bu soruların cevabı verilmeyecek ve biz yine beklemeye devam edeceğiz. Dediğim gibi asla bir fanatik olmadım ancak asla Beşiktaşı bugünkü gibi hallerde de görmemiştim. Neredesiniz “Metin-Ali-Feyyaz” diye bağıran seyirci topluluğu….
Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin


