Trajik bir dahi; Galois’nın hayatı

Üniversite yıllarında duymuştum adını. İsmine açılan dersi almak nasip olmamıştı ancak giren arkadaşlardan ününü duymuştum bu genç yaşta büyük işler beceren ve yine genç yaşta trajik bir hadiseyle hayata veda eden matematik sevdalısının. Okumaya sabrı olanlar için işte Galois’nın ilginç hayat hikayesi.
Evariste Galois 25 Ekim 1811′de, yani Fransız Devrimin’den sadece 22 yıl sonra, Paris’in güneyinde küçük bir köy olan Bourg-la-Reine’de doğdu. Napoleon Bonaparte gücünün doğruğundaydı o sırada ama bir yıl sonraki Rusya seferi felaketle sonuçlanacaktı. 1814′te sürgüne gönderilen Napoleon’un yerine Kral XVIII.Louis geçti. 1815′te Elbe adasından kaçan Napoleon, Paris’e girip iktidarı ele geçirdi ama yüz gün sonra Waterloo’da yenilip tahtı tekrar XVIII.Louis’ye bırakmak zorunda kaldı. Galois bu gibi bir karışık durumun ortasında yetişti. O her zaman politik çekişmelerin ortasındaydı ve bu durum hem parlak bir akademik kariyerin yarıda kalmasına neden oldu hem de Galois’nın çok zamansız ölümüne.
Galois’nın politikaya duyduğu ilgi herkesin hayatını etkileyen genel karışıklıkların yanı sıra, babası Nicholas-Gabriel Galois’dan da geliyordu. Evariste henüz 4 yaşındayken, babası Bourge-la-Riene belediye başkanı seçilmişti. Napoleon’un zaferle geri döndüğü dönemdi bu ve baba Galois’nın inançla savunduğu liberal fikirler toplumun genel havasıyla uyum içindeydi. Bu kültürlü ve ince ruhlu adam belediye başkanlığı görevinin ilk yıllarında bütün bölge halkının saygısını kazanmış, hatta XVIII.Louis tahta döndükten sonra bile seçildiği mevkiini koruyabilmişti. Politika dışında başlıca hobisi nükteli şiirler yazmaktı, kent toplantılarında bunları okur, seçmenlerini eğlendirirdi. Ne var ki, bu hoş dizeler yaratma yeteneği yıllar sonra sonunu hazırlayacaktı.
Evarist Galois 12 yaşında okula başladı, prestijli ama hayli sıkı bir kurum olan Louis-le-Grand Lisesi’ne girdi. Önceleri hiç matematik dersi almadı, notları iyi sayılırdı ama olağanüstü bir parıltı da göstermiyordu. Ancak ilkokuldaki ilk döneminde bütün hayatını etkileyebilecek bir şey oldu. Louis-le-Grand Lisesi eski bir Cizvit okuluydu ve yakında tekrar papazların denetimine verileceğine dair söylentiler çıkmıştı. O sıralarda Cumhuriyetçilerle Kralcılar arasında bitmek bilmez bir mücadele oluyor, iki taraf da XVIII.Louis ile halk temsilcileri arasındaki güç dengesini kendi lehine değiştirmeye çalışıyordu. Papazların etkisinin artması da bu dengede halktan krala doğru bir kayma demekti. Genellikle Cumhuriyetçilere yakınlık duyan Louis-le-Grand lisesinin öğrencileri bir ayaklanma planladı, ancak girişimleri fark eden okul müdürü Monsieue Berthod işin başını çeken bir düzine kadar öğrenciyi derhal okuldan attı. Ertesi gün de kalan üst sınıf öğrencilerinden bir bağlılık göstergesi olarak XVIII.Louis onuruna kadeh kaldırmalarını istedi, isteği reddedilince de yüz kadar öğrenciyi daha okuldan attı. Galois bu başarısız isyana katılamayacak kadar küçüktü henüz. Böylece okulda kalmış oldu ama yine de arkadaşlarının böyle aşağılandığını görmek, cumhuriyetçi eğilimlerini daha da alevlendirmiş olsa gerek.
Galois ilk matematik dersine 16 yaşındayken girdi. Öğretmenlerinin gözünde bu ders, onu düzgün bir öğrenci olmaktan çıkartıp azgın biri haline getirecekti. Okul raporlarında diğer bütün konuları boşladığı, sadece bu yeni tutkuya konsantre olduğu yazılıydı:
Bu öğrenci sadece yüksek düzeydeki matematik konularını çalışmaktadır. Matematik deliliği çocuğu sarmış bulunuyor. Sanırım onun için en iyisi, yalnızca bu konuda eğitim görmesine ebeveyni tarafından izin verilmesidir. Aksi takdirde boşuna vakit kaybedecek, öğretmenlerinin canını sıkıp bol bol ceza almaktan başka bir şey yapmayacaktır.
Matematik sevdası kısa sürede öğretmeninin kapasitesini aştığı için, Galois o dönem ustalarınca yazılmış en son kitapları okumaya başladı. En karmaşık kavramları hızla yalayıp yuttu ve daha 17 yaşındayken Annales de Gergonne’da ilk makalesi yayımlandı. Dahinin önündeki yol belliydi, deha başını almış yolunda yürüyordu; ne yazık ki onun bu saf parlak zekası, kendi ilerlemesinin önündeki en büyük engeldi aynı zamanda. Galois’nın lise sınavlarını geçmek için gerekenden çok daha fazla matematik bilgisine sahip olduğu besbelliydi ama bulduğu çözümler çoğu kez öyle yenilikçi ve karmaşık oluyordu ki, sınav hocaları tarafından değerlendirilemiyorlardı. Daha beteri, kafasının içinde sayısız hesaplar yaparken, düşüncelerini açık seçik bir tarzda kağıda dökme zahmetine girmiyor, bu da zaten yetersiz kalan hocalarını iyice şaşırtıp kızdırıyordu.
Genç dahinin aceleci ve gözüpek tavrı durumu düzeltmek şöyle dursun, hocalarının da, yoluna çıkan başka herkesin de tepkisini çeken bir şeydi. Galois ülkenin en prestijli öğrenim kurumu olan Ecole Polytechnique’e girmek için başvurduğunda, kaba saba hali ve sözlü sınavda ifade gücünü yetersiz bulunması nedeniyle kabul edilmedi. Oysa bu okula girmeyi çok istemişti; hem akademik nitelikleri nedeniyle hem de cumhuriyetçi faaliyetin bir kalesi olduğundan. Bir yıl sonra başvurusunu yineledi ama yine sözlü sınav sırasında ortaya çıkan mantık sıçramaları, sınav hocası Monsieur Dinet’nin aklını karıştırmaktan başka işe yaramadı. İkinci kez reddedileceğini sezen ve parlak zekasının takdir edilmeyişine öfkelenen Galois kendini kaybedip Monsieur Dinet’ye bir kartahta silgisi fırlattı ve silgi hedefini buldu. Polytechnique’in kutsal koridorları artık tamamıyla kapanmıştı.
Bu başarısızlıkların yıldırmadığı Galois kendi matematik yeteneğine güvenini yitirmeden özel araştırmalarını sürdürüyordu. En çok ilgilendiği konu da denklemlerin, örneğin ikinci derece denklemlerin çözümüydü. İkinci derece denklemlerin genel biçimi şöyledir:
ax^2 + bx + c = 0
Bu denlemde a,b ve c herhangi bir değere sahip olabilir. Mesele denkleme uygun x değerlerini bulmaktır. Her defasında deneme yanılma yöntemini uygulamak yerine matematikçiler çözümleri hesaplamaya yarayan bir formülü tercih etmektedir. Neyse ki, böyle bir formül bulunmuştur:
x = \frac{-b \pm \sqrt{b^2 – 4ac}}{2a}
Bütün yapılması gereken, bu formüle a,b ve c değerlerini yerleştirip x değerlerini hesaplamaktır.
İkinci derece denklemler polinom adı verilen çok geniş bir denklem grubunun parçasıdır aslında. Örneğin üçüncü derece denklemler, biraz daha karmaşık bir polinom tipini oluşturur:
ax^3 + bx^2 + cx + d = 0
Böyle bir denklemi daha karmaşık kılan, x^3 teriminin eklenmiş oluşudur. Bir de x^4 terimi ekleyecek olursak, polinomların bir üst düzeyine, dördüncü derece denklemlere varmış oluruz:
ax^4 + bx^3 + cx^2 + dx + e = 0
19. yüzyılda matematikçiler üçüncü ve dördüncü derece denklemleri çözmeye yarayan formüllere sahipti ancak beşinci derece denklemleri çözmenin yolu bilinmiyordu. Beşinci derece denklemler şu şekilde gösterilir:
ax^5 + bx^4 + cx^3 + dx^2 + ex + f = 0
Galois beşinci derece denklemlerin çözümü için bir formül bulmayı takıntı haline getirmişti. O dönemin en zorlu meselelerinden biriydi bu. Henüz 17 yaşındaki Galois’nın çalışmaları, konuyla ilgili iki araştırma yazısını Bilimler Akademisi’ne sunacak kadar ilerlemiş bulunuyordu. Makaleleri değerlendirecek kişi Augustin-Louis Cauchy’ydi. Cauchy genç Galois’nın çalışmasından, Akademi’nin Matematik Büyük Ödülü için aday gösterecek kadar çok etkilenmişti. Yarışmaya katılabilmek için iki araştırmayı tek bir makale halinde birleştirmek gerekiyordu. Bu yüzden Cauchy yazıları Galois’ya geri gönderip yarışma için başvuru yapmasını beklemeye koyuldu.
Öğretmenlerinin eleştirisini ve Ecole Polytechnique’ten aldığı olumsuz yanıtları atlatmayı başaran Galois’nın dehası, kabul görmenin eşiğine gelip dayanmıştı artık. Ama izleyen üç yılda yaşanacak bir dizi kişisel ve mesleki trajedi bütün bu tutkuları silip süpürecekti. Temmuz 1829′da Galois’nın babasının belediye başkanlığını sürdürdüğü Bourg-la-Reinne’e yeni bir Civit papazı geldi. Belediye başkanının cumhuriyetçi eğilimlerine karşı çıkarak görevden uzaklaştırılması için kampanya başlattı, bir yandan da gözden düşmesini sağlayacak söylentiler yayıyordu. Entrikacı papazın en çok istismar ettiği şey de Nicolas-Gabriel Galois’nın zeka ürünü olan şiirleriydi: belde sakinleriyle alay eden, belediye başkanının kaleminden çıkmaymış gibi gösterdiği son derece bayağı dizeler yazıp dağıtıyordu. Yaşlı Galois bu rezilliğe dayanamadı, öyle bir utanca kapıldı ki, intihar etmek dışında onurlu başka bir yol kalmadığına karar verdi.
Babasının cenaze töreni için gelen Evariste Galois, papazın halk arasında yarattığı bölünmeleri kendi gözleriyle görecekti: tabut mezara indirilirken, töreni yöneten Cizvit papazıyla belediye başkanının artık komployu fark etmiş bulunan destekçileri arasında bir itişme baş gösterdi. Papaz kafasından ciddi şekilde yaralandı, itişme büyük bir kargaşaya dönüştü ve tabut da hiç bir tören yapılmadan çukura bırakılıverdi. Fransız kurum ve geleneklerinin böyle küçük düştüğünü görmek, Galois’nın ateşli cumhuriyet taraftarlığını daha da keskinleştirdi.
Paris’e dönen Galois iki yazısını birleştirme işine girişti ve ortaya çıkan ürünü son başvuru tarihinden bir hayli önce, jüriye iletilmek üzere Akademi’nin sekreterliğini yapmakta olan Joseph Fourier’ye ulaştırdı. Beşinci derecede denklemler için bir çözüm getirmiyordu bu çalışma ancak çok parlak, yol gösterici bir bakış sağlıyordu. Cauchy dahil bir çook matematikçi Galois’nın yarışmayı kazanacağından neredeyse emindi. Ancak, Galois ve arkadaşlarını şoka uğratan bir durum çıktı ortaya: Galois sadece ödülü kazanamamış değildi, yarışmaya resmen katılamamıştı bile. Sonucun açıklanmasından bir kaç hafta önce Fourier ölmüştü ve jüriye aktarılan bir yığın başvurunun arasında Galois’nın makalesi yoktu. Bir daha da izine rastlanmadı. Bir Fransız gazeteci bu haksızlığı şöyle anlatmıştı:
Geçtiğimiz yıl, 1 Mart tarihinden önce Monsieur Galois, Enstitü sekreterine nümerik denklemlerin çözümüyle ilgili bir makale iletti. Çalışmanın Matematik Büyük Ödülü için açılan yarışmaya katılması bekleniyordu. Ödülü hak etmiş bir çalışmaydı bu, çünkü Lagrange’ın halledemediği bazı güçlükleri çözebilecek nitelikteydi. Monsieur Cauchy de konuya katkılarından dolayı yazarı bir hayli övmüştü. Ya sonra? Makale kaybolup gitti ve bu genç bilim adamı yarışmaya bile katılamadan, ödül sahibini buldu.Le Globe,1831
Galois makalesinin, politik bir tarafgirlik içinde bulunan Akademi’de bilerek yok edildiğini düşünüyordu. Ertesi yıl, bir sonraki yazısı Akademi tarafından reddedilince, bu kanısı daha da güçlendi. Red cevabının gerekçesi şöyleydi: “Yazarın tezi, sağlamlığını sınamamız için yeterli ölçüde açık ve geliştirilmiş bulunmamaktadır.” Kendisini matematik topluluğundan dışlamayı amaçlayan bir komplo kurulduğu sonucuna varan Galois, araştırma işini bırakıp cumhuriyetçilik davası için savaşmaya karar verdi. O sıralar, Ecole Polytechnique’ten biraz daha az prestijli olan Ecole Normale Superieure’da öğrenciydi. Burada da bir matematikçiden çok problem yaratan biri olarak tanınmış, adı kötüye çıkmıştı. 1830 yılındaki Temmuz devrimi sırasında, X.Charles Fransa’dan kaçıp, Paris sokakları da denetimi ele geçirmeye çalışan siyası grupların savaşına sahne olduğunda, Galois’in bu kötü şöhreti de en üst noktaya vardı. Kralcı olan okul müdürü Monsieur Guigniault, öğrencilerinin çoğunun radikal cumhuriyetçi olduğundan haberdardı. Hepsini yatakhaneye kapattı, binanın kapılarını da kilitledi. Kardeşlerinin yanında savaşmaktan alıkonulan Galois’nın öfke ve hiddeti, cumhuriyetçiler yenilince daha da arttı. İlk fırsatta müdürü yeren ve korkaklıkla suçlayan çok sert bir yazı yayımladı. Tabii bu durumda Guigniault da kendisinden bekleneni yaparak bu asi öğrenciyi okuldan uzaklaştırdı. Galois’nın resmi matematik kariyeri son bulmuştu artık.
Aynı yılın 4 Aralık günü bu muhalif dahi, profesyonel bir isyancı olmak için ordunun cumhuriyetçi kanadını oluşturan ve “Halkın Dostları” adıyla tanınan Ulusal Muhafız Birliği’nin topçu sınıfına girmek istedi. Ama daha ayın sonu gelmeden Ulusal Muhafız Topçu Birliği, bir ayaklanma daha çıkmasını önlemek isteyen yeni kral Louis-Philippe tarafından dağıtıldı. Şimdi Galois yoksul ve evsiz barksızdı. Bütün Paris’in bu en parlak dahisi her bakımdan baskı görüyordu ve akıbeti bazı eski matematikçi arkadaşları arasında kaygı uyandırmaktaydı.
Bu kargaşa ortamında bir yemek esnasında krala tehdit savurduğu suçlamasıyla hapse gönderilen Galois Sainte-Pelagie hapishanesinde bir ay kaldı. Daha sonra jüri tarafından yaşının genç olması ve niyetinin kesin olmaması yüzünden serbest bırakıldı. Ancak Galois Bastille Günü, yani 14 Temmuz 1831′de yasadışı ilan edilmiş olan Topçu Muhafızlar’ın üniformasını giyerek Paris sokaklarında gezindi. Bu hareket sadece sembolik bir meydan okumadan ibaret olduğu halde, altı ay hapse mahkum edildi ve Sainte-Pelagie’ye geri döndü. Orada geçirdiği aylar boyunca, daha önce hiç içki kullanmayan genç adam, etrafındaki ayak takımının da etkisiyle içkiye başladı. Bir hafta sonra hapishanenin karşısındaki binanın çatı arasına saklanmış birinin attığı kurşun, Galois’nın yanıbaşındaki mauhpusu yaraladı. Galois asıl hedefin kendisi olduğundan emindi, hükümetin görevlendirdiği bir suikastçinin peşinde olduğuna inanıyordu. Siyasi cinayete kurban gitme endişesiyle dehşete kapılmış, arkadaşlarından ve ailesinden uzak kaldığı, matematikle ilgili fikirleri kabul görmediği için bunalıma sürüklenmişti. İçkinin de etkisiyle, bir kriz anında kendini bıçaklayarak öldürmeye çalıştı,ancak arkadaşları buna engel oldu. Hapishanedeki yakın arkadaşı Raspail intihar girişiminin hemen öncesinde Galois’nın söylediği sözleri unutmamıştı:
Bende eskik olan ne, biliyor musun dostum? Bunu ancak sana itiraf edebilirim: sevebileceğim biri- sadece ruhumla sevebileceğim. Babamı yitirdim. Hiç kimse de tutamadı onun yerini. Duyuyor musun beni…?
Mart 1832′de, Galois’nın mahkemesi bitmek üzereyken, Paris’te kolera salgını patlak verdi ve Sainte-Pelagie’deki mahpuslar serbest bırakıldı. Bunu izleyen bir kaç hafta boyunca Galois’nın başından neler geçtiği yoğun tahminlere, spekülasyonlara konu olmuştur. Kesin olarak bilinen, bu dönemdeki olayları, Parisli tanınmış bir hekimin kızı olan Stephanie-Felicie Peterine du Motel adlı esrarengiz bir kadınla kurmuş olduğu duygusal bağın belirlemiş olduğudur. İlişkinin nasıl başladığına dair hiç bir ipucu yok ama trajik sonu çok iyi biliniyor.
Stephanie o sırada Peschheux d’Herbinville adlı bir beyle nişanlıydı. Paris’in en usta nişancılarından olan d’Herbinville ortada bir sadakatsizlik olduğunu öğrenince büyük bir öfkeye kapılmıştı, hiç duraksamadan Galois’yı şafak vakti düelloya davet etti. Galois rakibinin ününden haberdardı. Düellodan önceki son akşam, fikirlerini kağıda dökmek için bir daha fırsat bulamayacağını düşünerek, arkadaşlarına kendi durumunu açıklayan mektuplar yazdı.
Yurttaşlarımdan ve dostlarımdan, ülkem için başka bir şekilde ölemedim diye beni kınamamalarını diliyorum. Aşağılık bir kooketin ve onun aldattığı iki kişinin kurbanı olarak öldüm ben. Berbat bir iftirayla son buluyor yaşamım. Ah! Neden böyle küçük, böyle alçakça bir şey için öleyim? Tanrı şahidimdir ki, engellemek için elimden geleni yaptığım bir provokasyona zorla itildim.

Galois cumhuriyetçilik davasına o kadar bağlı olmave yaşadığı romantik olaylara rağmen, matematiğe olan tutkusunu da her zaman sürdürdü. En büyük korkularından biri de, Akademi tarafından zaten reddedilmiş olan araştırmasının tümüyle kaybolup gideceğiydi. Bunu önlemek için son bir umtula bütün gece çalışıp, beşinci derece denklemler bulmacasını eksiksizce açıkladığına inandığı teoremleri kağıda döktü. Bu sayfalar daha çok, Cauchy ve Fourier’ye vermiş olduğu çalışmanın bir kopyasını içerir ama karmaşık cebir hesaplarının arasına “Stephanie” ya da “une femme (bir kadın)” gibi sözcükler ve umutsuzca haykırışlar sıkışmıştır: “Zamanım yok, zamanım yok!”. Gecenin sonunda, hesaplarını tamamlamış bulunan Galois, arkadaşı Auguste Chevalier’ye bir de mektup ekledi yazdıklarına. Ölecek olursa, bu kağıtları Avrupa’nın en büyük matematikçilerine dağıtmasını istiyordu.
Yukarıdaki resimde ortadan biraz aşağıda ve sola doğru “une femme” sözcükleri görülmekte. femme kelimesinin üstü karalıdır.
Sevgili dostum, analiz konusunda bazı yeni buluşlarım var. Bunlardan ilki beşinci derece denklemlerle ilgili, diğerleri ise integral fonksiyonlarıyla.
Denklem kuramı bağlamında, denklemlerin köksayılar yardımıyla çözülüp çözülemeyeceğini araştırdım; bu da bana söz konusu kuramı derinleştirme ve köksayılarla çözülemeyen bir denklemin bile bütün olası dönüşümlerini betimleme imkanı verdi. Bunların hepsi, buradaki üç yazıda yer almıştır…
Yaşamım boyunca, emin olmadığım önermeler getirmeye cesaret etmişimdir hep. Ancak burada yazdığım her şey, en az bir yıldır tamamen açık benim için. Zaten, tam olarak ispat edemediğim teoremler ortaya attığımdan şüphe edilmesi, isteyeceğim bir şey değil.
Jacobi ya da Gauss’tan fikir belirtmelerini açıkça iste, ama bu teoremlerin doğruluğu hakkında değil, önemi hakkında. Sanırım bu kağıt yığınını düzenlemekte yarar görenler çıkacaktır o zaman.
Seni coşkuyla kucaklıyorum, E. Galois
Ertesi sabah, 30 Mayıs 1832′de, ıssız bir tarlanın ortasında Galois ve d’Herbinville karşı karşıyaydı. Ellerinde tabancalarla, birbirlerinden yirmi beş adım uzaktaydılar. D’Herbinville tanıklarını getirmişti beraberinde. Galois ise yalnızdı, bu kötü durumdan kimseye bahsetmemişti. Ağabeyi Alfred’e bir haberci yollamıştı ama düello bitmeden haberin ulaştırlmaması koşuluyla. Son gece yazdığı mektuplar da arkadaşlarının eline ancak birkaç gün sonra geçebilecekti.
Tabancalar doğrulup ateşlendi. D’Herbinville ayaktaydı hala ancak Galois karnından vurulmuştu. Çaresizce yerde yatıyordu. Yardım edecek bir doktor yoktu ve muzaffer düellocu da rakibini soğukkanlılıkla ölüme terk ederek çekip gitti. Bir kaç saat sonra olay yerine ulaşan Alfred kardeşini Cochin hastanesine götürdü hemen. Ama artık çok geçti, karın zarı iltihabı başlamıştı bile. Ertesi sabah Galois öldü.
Cenazesi neredeyse babasınınki gibiydi, kötü bir komediye benziyordu. Törenin siyasi bir gösteriye dönüşeceğini düşünen Paris polisi, Galois’in otuz arkadaşını önceki gece gözaltına almıştı. Yine de, iki bin cumhuriyetçi cenaze törenine katıldı. Bu durumda Galois’in yandaşlarıyla olayları izleyip denetlemek üzere gelmiş bulunan hükümet görevlileri arasında itişmeler, kavgalar çıkması kaçınılmazdı.
Galois’in yasını tutanlar büyük bir öfke içindeydi. Çünkü d’Herbinville’in aslında aldatılmış bir nişanlı değil, bir hükümet ajanı olduğuna; Stephanie’nin de herhangi bir sevgiliolmayıp, Galois’yı mahsus ayartmak üzere tertibe katıldığına giderek daha çok inanıyorlardı. Sainte-Pelegie’deyken atılan kurşun gibi olaylar, bu genç isyankarı ortadan kaldırmak için bir oyun tezgahlandığının işareti değil miydi zaten? Arkadaşları Galois’yı öldürmek üzere bir komplo kurulduğu ve genç adamın aldatılıp bir aşk ilişkisine çekildiği sonucuna varmıştı. Tarihçiler de düellonuntrajik bir aşk olayı yüzünden mi, yoksa politik nedenlerle mi gerçekleştiği konusunda bir hayli tartışmıştır. Ne olursa olsun, dünyanın en büyük matematikçilerinden biri, henüz sadece beş yıl matematik öğrenimi görmüşken, yirmi bir yaşında öldürülmüştü.
Galois’nın bıraktığı kağıtları dağıtmadan önce, ağabeyi ve Auguste Chevalier bu notları yeniden yazarak daha açık ve geniş bir hale getirmişlerdir. Yıllardır süren bir araştırmayı sadece bir gecede özetleme zorunluluğu, Galois’nın fikirlerini alelacele ve yetersize ifade etme alışkanlığını daha da körüklemişti. Görev yerine getirildi, notlar Carl Gauss, Carl Jacobi ve diğerlerine gönderildi ama on yıl boyunca Galois’nın çalışması ilgi görmeden kaldı. Ancak 1846′da bir kopya da Joseph Liouville’e ulaşınca bu durum değişecekti. Hesaplardaki deha kıvılcımını fak eden Liouville, bunları anlayıp yorumlayabilmek için aylarını harcadı. Sonunda, gerekli hazırlıkları tamamlayarak, Galois’nın çalışmasını kendi yönettiği önemli bir dergi olan Journal de Mathematiques pures et appliquees‘de yayımladı. Diğer matematikçiler yazıya anında çok yoğun bir ilgi gösterdi, çünkü Galois gerçekten de beşinci derece denklemlerin nasıl çözülebileceğine dair eksiksiz bir yaklaşım getirmişti. Galois bu denklemleri önce ikiye ayırıyordu: çözülebilenler ve çözümsüz olanlar. Sonra çözülebilir olan denklemlerin nasıl çözüleceğini gösteren bir formül geliştiriyordu. Ayrıca Galois, x^6, x^7 gibi terimler içeren daha yüksek dereceden denklemleri de incelemişti. 19. yüzyıl matematiğinin en trajik kahramanlarından biri tarafından yaratılmış gerçek bir baş yapıttı bu.
Louville, Galois’nın çalışmasına yazdığı girişte, genç matematikçinin büyükleri tarafından neden reddedilmiş olduğu üzerinde duruyor ve kendi çabalarının onu nasıl matematik dünyasına yeniden kazandırdığını anlatıyordu:
Kısa ve özlü olmaya yönelik abartılı bir istek, saf cebirin soyut ve esrarengiz meseleleriyle uğraşırken her şeyden çok kaçınmaya çalışmamız gereken bu hatanın nedeni olmuştur. Tabii eğer okuyucuyu alışılmış yollardan uzaklaştırıp bilinmeyen topraklara götürmek istiyorsak, açık seçik olabilmek daha da gerekli demektir. Descartes’ın dediği gibi “Aşkın sorular tartışıldığında, aşkınlık açık seçik olmalıdır.” Galois bu temel kuralı çok sık unutmuştu. bilgece tavsiyeleri ne kadar sert olsa da, ünlü matematikçilerin deha sahibi ama deneyimsiz bir genç matematikçiyi doğru yola çekmeye ne kadar önem vermiş olacaklarını düşünebiliriz. Eleştirdikleri yazar coşku dolu duruyordu karşılarında, tavsiyelerden yararlanabilirdi.Ama şimdi her şey değişimiş durumda. Galois yok artık! Yararsız eleştirilerle uğraşmayalım, kusurları bir kenara bırakıp yüzümüzü erdemlere çevirelim…Uğraştığıma değdi gerçekten de. Bazı ufak tefek boşlukları doldurup da, Galois’nın özellikle bu güzel teoremi ispat etme yönteminin tamamıyla doğru olduğunu gördüğüm an, çok yoğun bir sevinç yaşadım.
Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin



