Into The Wild : Bir süperberduş hikâyesi

“Mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir” olur gencin son sözleri. Umarsızca uzanır, belli belirsiz bir şekilde gözlerini semaya diker. Son hayalini kurar, son göz yaşlarını döker …
Yazıya konu olan filmi izledikten sonra aslında insanın pek karalayası gelmiyor. Filmin etkisi öyle bir çöküyor ki üzerinize, öyle saatlerce susarak, uzun bir süredir yapmadığınız iç muhasebenizi yapma isteğiniz depreşiyor. Fakat, madem böyle güzel bir film izledik paylaşmamız gerekiyor. Kaldı ki, çok ama çok geç kalınmış bir sözüm de var.
Filmi izlemişliğim yeni değildir. Bundan yedi ay önce filmi görmüş ve çok beğenmiştim. Yine o zamanlar sevgili Suskun‘un günlüğünde filmin yazısına rastlamış, ufak bir de yorum yaparak film hakkında yazacağımı da söylemiştim. Araya hayat! girdi ve yazı bugüne kadar kaldı. Ne kadar da haklıymış Alexander Süperberduş, şehrin ışıltılarına ve keşmekeşliğine bakarak tekrar medeniyete -kısa bir süre de olsa- dönmeyerek ve yolculuğuna devam ederek. Hayat o kadar katı ki, ufacık isteklerimizi gerçekleştirmemize bile, biraz da tembelliğimizi kullanarak, sığıntı bahanelerin arkasına bizi sıkıştırarak engel oluyor.
Hemen belirteyim ki bu yazı diğer film yorumlarım gibi olmayacak. Okudukça filmin kendisi ve sonu hakkında fazlasıyla detaya sahip olacaksınız. Ancak bu saydıklarım zaten aşikar olanlar. Filmi zaten ne olduğunu bilerek izliyorsunuz. Aksi takdirde çok bir anlamı da kalmıyor, hatta etkisini bile yitiriyor olabilir.
Bu yazıları RSS beslemesi ile takip edin
Speed Racer: Munis aile filmi
Sinemada ve internet üzerinde tanıtım filmlerini izlediğimde pek bir meraklanmışdım ancak vizyona girdiğinde gitmek nasip olmamıştı Speed Racer‘a. Wachowski kardeşlerin son filmleri olan V for Vendetta‘dan sonra çektikleri bu sıra dışı film pek bir dikkatimi celp etmişdi. Zira hem görüntüleri hem de oyuncu kadrosu pek bir parlakdı. Bugün izledim, şöylece bir düşüncelerimi aktarayım. Speed Racer temelde 1960 yıllarının Japon anime serisinin günümüze uyarlanmış hali. Pek bir sevilen, önce manga ardından anime olan bu seri, garip bir yapım aşamasından sonra nihayet bu sene Wachowski kardeşler aracılığı ile sinemalara geldi. Garip bir aşama diyorum zira proje 1992 yılında duyurulmuş. Günümüze kadar birçok yönetmen ve başrol oyuncusu değiştiren film nihayet bu son kadrosuyla karşımıza çıkmış.
Anime temelde hayatı, hayalleri, düşünceleri kısacası her şeyi yarış olmuş bir çocuğun (filmimizde Speed) büyüdükten sonra yaşadığı maceraları kapsıyor. Bu film için ele alınan hikayede ise Speed’in daha küçükken yine kendisi gibi yarışçı olan abisinin ölümü, kendisinin de yarışmayı istemesi, aile ilişkileri, büyük yarışlar, çeşitli dalavereler ve verilen mücadele resmediliyor. Hemen bu noktada şunu aktarayım ki hem stüdyo hem de Wachowski kardeşler sonuç olarak ortaya çıkan projenin bir aile filmi olmasını amaçlamışlar. Aşırı derecede şiddetin olmayışı, var olanda ise zararın asgariye indirilmesi (örneğin filmde patlayan arabaların hepsinden yarışmacıların özel bir şekilde kurtulması), şiddete meyledebilecek sahnelerin esprili bir şekilde bertaraf edilmesi, aile kavramının ehemmiyetinin basa basa dile getirilmesi (ki bence dümdüz bir anlatım olsa da güzel olmuş) gibi noktalardan da amaçlanan şeyi rahatlıkla anlayabiliyoruz. Kısacası film, bir hafta sonunda eş ve çoluk çocukla gidilebilecek türden bir yapım. Sanırım bu şekilde gidenler de pek pişman olmamışlardır, çocukların bir hayli eğlenmiş olabileceklerini düşünüyorum. Hala büyümeyi pek başaramayan bendeniz de bundan güzel bir şekilde nasibini aldı :)



