Wanted: Olmadan koparılmış meyve
Timur Bekmambetov kusura bakmasın ancak filmi izledikten sonra yukarıdaki tanım geldi aklıma. Açıkçası hayal kırıklığına uğradım. Hele ki tanıtım filmlerini internette ve sinema reklamlarında gördükten sonra beklentim çok yükselmişti. Hani neredeyse Matrix’in yol açtığı o aksiyon tadı yeniden sinemalara geldi gözüyle bakıyordum. Eh, yazının başından rengimi açık ettim, gerisini okuyup okumamak size kalıyor. Bekmambetov’u aslında izlediğim iki filminden dolayı beğenirim: Night Watch ve Night Watch 2. Tamam belki dillere destan olacak filmler değildir ancak en azından kendisini farklı şekilde ifade edebilen bir tarzı vardır bu filmlerin. Hani izlendiğinde bu farkı hissederiz, yönetmenin bir nevi mührüdür. Böyle büyük bir projenin, bu kadar iyi oyuncuların içinde bulunduğu bir filmin başına böyle bir yönetmen gelince, tanıtım filmleri de umut vadedince insan ister istemez bir beklentiye giriyor. Suçlu ben değilim yani! Şöyle dilim döndüğünce fazla “spoiler” yapmadan filmi eleştirmeye çalışayım.
Aslında film fena başlamıyor. James McAvoy‘un hayat verdiği Wesley Gibson karakterinin sıkıcı hayat şeması önümüzden şöylece bir akıveriyor ki bunun ileride var olacak aksiyon öncesi fırtına sessizliği olduğunu anlıyoruz. James McAvoy’u çok beğenirim. Hele ki Atonement filmi ile beğenimi iyice perçinlemişti kendisi. Böyle bir filmde nasıl bir performans sergileyeceğini merak edip durmuştum. Açıkça belirteyim ki kendisi aksiyon tarzına pek uygun değil. Ama bu kötü rol kestiği anlamına gelmiyor. Bilhassa yukarıda anlatmaya çalıştığım, kendi karakterinin monoton ve sıkıcı hayatını bize aktarırken göze son derece dolgun gelen bir oyunculuk sergilemiş. Filmin tamamında da bu performansın pek düştüğünü söyleyemem.
Oyunculuktan başlamışken devam edelim. Destekleyici rollerdeki iki kişiyi herkes biliyordur. Morgan Freeman ve Angeline Jolie. Ne yazık ki Freeman’ın artık bu şekilde rol aldığı filmleri görmek istemiyorum ben. Bu rolde oynayabilecek en az bir düzine adam vardır oralarda. Lütfen artık Bucket List gibi filmlerde görelim kendisini. Yoksa bu roller kendisinden çalıp gidiyor bence. Angeline Jolie ise her yönetmenin filmlerinde dişi olarak görmek ve göstermek istediği cinsten bir oyuncudur. Girdiği filmlere renk kattığı inkar edilmez. Hakkını vereyim bu filmde çizdiği suikastçı hatun rolüne iyi oturmuş. Aksiyonun tavan yaptığı sahnelerdeki sakin ve iş bilir havasını buram buram hissettiriyor.
Şimdi, film fena başlamıyor dedim ki cidden öyle. O monoton girişten sonra başlayan aksiyon insanı şöyle bir koltuğa çiviliyor. Market sekansı ile başlayıp araba kovalamacası ile devam eden sahnelerde insan zevk almıyor değil. Sonra hikaye örülmeye başlıyor. İşte, başlıyor da öyle bir örülüyor ki ne zaman kazak oluyor ben anlayamadım! Kusura bakmayın az ’spoiler’ olacak ama düşman diye nitelendirilen azılı suçluya karşı yeni yetme bir arkadaş eğitilmeye çalışılıyor. Bir nevi ikinci Neo vakası yani. Ancak o örgülenmeden eser yok bu eğitim esnasında. Klişelere sığınan bir yapıyla bize yedirilmeye çalışılmış filmin gelişim bölümü. Bari gelişim bölümü bu kadar cılız duracaksa insan finali sağlam yapar da seyirci biraz daha güçlü bir etkiyle filmden çıkar. Maalesef o da pek güzel olmamış. Hafif seyirciyi ters köşe yapayım diyerek kurgu bir yerde bükülüyor. Sonra finali oluşturan intikam sahnesi var ki evlere şenlik. Kırk yıl aklıma gelse o farelerin böyle bir filmde, böyle bir sahnede kullanılacağı aklıma gelmezdi. Sanki karşımda A sınıfı bir film değil de B sınıfı bir film izliyordum.
Son söz olarak Bekmambetov “her ne kadar aksiyon filmi çekiyorsam da topluma göndermemi yaparım” diyerek bazen diyalogların arasına bazen de esas oğlanın final sahnesinde yaptığı gibi doğrudan bize bazı şeyleri anlatmaya çalışmış olsa da erimiş gitmiş bu söylemler. Olmaz böyle. Bu söylemleri ya farklı türde bir filmde yedireceksin bize ya da Matrix gibi böyle aheste aheste yapacaksın kurguyu. (Çok biliyorum ya :D). Ayrıca her ne kadar Bekmembetov çalıştığı görüntü yönetmenini bu filmde değiştirse de filmin plastiği bence son derece başarılıydı. Çok beklentiye girmeden eğlencelik olsun diye izleyebileceğiniz bir film daha bu hafta sonu geride kaldı. Anlamadığım şeyse eleştirmenlerin bu filme yüksek not vermesi olmuş. Rottentomatoes’da 72 Metacritic’de ise 64 puanda kendisi. Şaştım kaldım açıkçası. Ancak oradaki benle aynı düşüncedeki bir yoruma bittim:
More Coherence Wanted




Öncelikle yeni bir yazı eklediğiniz için teşekkür edeyim :)
Filmi dün gece izledim, bir arkadaşla sinemaya gittik. Filmi izlemeye karar vermem sizinkiyle benzer sebeplerden dolayı oldu; oyuncular, hikaye ve son olarak yapılan reklamlar.
James McAvoy özellikle Atonement filmiyle beynime kazınmış bir oyuncu ve bu filme giderken de en çok bu adam yüzünden gittim. Genel olarak performansını beğendim. Özellikle silik bir karakterden hırslı bir kiralık katile dönüşme kısmını çok iyi oynamış fakat sizinde belirttiğiniz gibi hikayenin yetersizliğinden dolayı onun oyunculuğu da kimi yerde çok havada kalmış. Son olarak McAvoy’ı anlaşılan daha birçok yeni filmde göreceğiz.
Film ilk başladığı zaman “aha adam gibi bir film” dedim kendi kendime ama sonra yönetmenin kendini seyirciden çok zeki zannettiği izlenimine kapıldım. O hikaye ne zaman o hale geldi, Wesley ne zaman, nasıl profesyonelleşti anlamadım gitti. Filmin son kısmını hiç söylemiyorum bile. Hani bazı aksiyon filmleri vardır, düşük bütçeli, basit bir senaryosu olan, aynı o şekilde bitti film. Filmden beklentiniz sadece birkaç aksiyon sahnesi izlemekse izlenebilir bir film.
Son olarak bu filme blogunuzda yer verdiğiniz için teşekkür ederim üşeniyordum valla bu filmi bloga yazmaya :)
Bayağı bir boşluk bırakmışım, yazarken fark ettim ben de. Sanırım yaz rehaveti :)
Filmi aynı şekilde değerlendirmenize şaşırmadım zira ciddi ciddi başka türlü değerlendirmek çok zor. Özellikle ucuz bütçeli film benzetmesi çok isabetli olmuş. O kadar kopartılan gürültüye yazık.
Aslında başka başka filmler var kafamda yazmak istediğim ancak bunu yazmazsam dayanmazdım zira beni ters köşe yapmıştı birkaç gün önce.